29 Ağustos 2015 Cumartesi

Kendin çek, kendin göster

İlk kez geçtiğimiz yıl Pera Müzesi'nde düzenlenen, genç video sanatçılarını bir araya getiren tek gecelik deneysel video sergisi ‘Kendin Çek, Kendin Göster'in ikincisi önümüzdeki hafta yapılacak.

4 Eylül Cuma günü Pera Müzesi'nde saat 19.00-23.00 arasında gerçekleştirilecek etkinlikte yer alacak sanatçılar da belli oldu. 2010 yılından bu yana dünyanın çeşitli şehirlerinde düzenlenen BYOB'nin İstanbul'daki ikinci etkinliğinin küratörlüğünü Maybe Art Projects üstleniyor. Katılacak sanatçılar ise Zafer Akşit, Bahadır Arıcı, Nurhan Avcı, Eray Dinç, Lara Kamhi, Gizem Karakaş, Fikret Karaman, Onur Kemal Kösedağ, Nazlı Tuhera Moral, Ergin Soyal, Etem Şahin, Berkay Tuncay, Kubilay Ural, Müge Yıldız, Bahar Yürükoğlu ve Wounded Wolf Press.

27 Ağustos 2015 Perşembe

Ölümünün yedinci yılında İlhan Berk sergisi

Türk şiirinin ‘uç beyi' İlhan Berk, aramızdan ayrılalı yedi yıl oldu. Şair, 28 Ağustos 2008'de hayata veda etti.

Geride şiir, deneme ve anı olmak üzere pek çok edebi eser bırakan İlhan Berk aynı zamanda ressamdı. Eserleri ölümünden sonra çeşitli mekanlarda sergilendi. İkinci Yeni şiirinin en üretken şairlerinden biri olan İlhan Berk, ölümünün yedinci yılında Bodrum'da bir sergi ile anılıyor. 28 Ağustos Cuma günü Bodrum Nurol Sanat Galerisi'nde açılacak ve sadece üç gün görülebilecek sergide şairin fotoğrafları, resimleri, el yazısı şiirleri ve özel eşyaları sergilenecek. 2011 yılından bu yana her yıl sanatçının oğlu mimar Ahmet Berk ile gerçekleştirilen ‘İlhan Berk Anma Sergisi' 31 Ağustos'a kadar her gün 12.00-20.00 saatleri arasında izlenebilecek. İlhan Berk, uzun yıllar yaşadığı Bodrum ile bütünleşmiş bir isim. Şairin Bodrum'daki evi de oğlu Ahmet Berk tarafından önümüzdeki yıllarda yaşayan bir müze ve edebiyat evi olarak kültür hayatımıza kazandırılacak.

Şehir Tiyatroları direniyor

Oyuncu Levent Üzümcü'nün İBB İstanbul Şehir Tiyatroları'ndan ihracına tepkiler büyüyor. ŞT Genel Sanat Yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu ve ekibi, dün siyah giysilerle bir basın toplantısı düzenleyerek kararın kendilerinin bilgisi olmadan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Üst Disiplin Kurulu tarafından alındığını söyledi. ŞT Disiplin Kurulu üyesi Ayşegül İşsever, toplantıda istifasını açıkladı. İSTİŞAN, Oyuncular Sendikası gibi sivil toplum kuruluşları da Harbiye'de bir araya geldi.

Oyuncu Levent Üzümcü'nün İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'ndan ihracı, tiyatro dünyasında depreme yol açtı. İstanbul Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu, dün Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde bir basın toplantısı düzenledi. Genel Sanat Yönetmeni yardımcıları Engin Alkan, Hakan Arlı, Yiğit Sertdemir ve sahne direktörleri Ozan Gözel ile Zafer Kırşan'ın katıldığı toplantıda tüm konuşmacılar siyah kıyafet giyinmişti. Medya ordusunun izlediği toplantıya önce, elinde Muhsin Ertuğrul'un “Benden Sonra Tufan Olmasın” kitabıyla Erhan Yazıcıoğlu teşrif etti. Kitabı masaya dik ve sert bir şekilde yerleştiren Yazıcıoğlu'nun ardından diğer isimler masanın etrafına dizildi. Yazıcıoğlu'nun neden böyle bir kitapla geldiğini biraz sonra yaptığı açıklamada anladık. “Neden istifa etmiyorsunuz?” sorularına cevabını baştan veriyordu.

‘BUGÜN TİYATRONUN YAS GÜNÜDÜR'

Yazıcıoğlu konuşmasına, göreve geldiği günden itibaren yaptıklarını anlatarak başladı. Konu Levent Üzümcü'ye gelince, bir anda durakladı, yutkundu, gözleri doldu ve şöyle devam etti: “Kurumumuzun ve Türkiye tiyatrosunun en değerli sanatçılarından, ailemizin en sevilen üyelerinden biri olan Levent Üzümcü'nün, Şehir Tiyatrosu yönetimiyle hiçbir şekilde irtibat kurulmadan, tamamen Belediye Üst Disiplin Kurulu tarafından açılan soruşturma neticesinde, kurumdan atıldığı bilgisi hem kamuoyuna hem tarafımıza tebliğ edilmiştir. Bilinmelidir ki, bugün hem bizim açımızdan hem kurum açısından bir yas günüdür… Eğer bu kararı gerekçelendiren nokta Memurin Yasası ise, Anayasa ile çelişki barındıran bu durumun ortadan kalkması adına Memurin Yasası'nın acilen değişmesi gerekliliği bir kez daha açıkça ortaya çıkmıştır.”

Şehir Tiyatroları Yönetmeliği'ne göre, bir oyuncu tiyatroda bir suç işlerse bunu irdelemek ŞT Disiplin Kurulu'nun görevi ama alınan ihraç kararında ŞT Disiplin Kurulu'nun adı dahi geçmiyor. Yazıcıoğlu, “Levent, en ufak bir suça sahip değil. Bizim tarafımızdan disipline gönderilmiş bile değil. Şu da yanlış geliyor bana. Maaşını ben veriyorum. Sus bir kenarda otur. Yok böyle bir şey! Maaşımı bana halkım veriyor. Halkın vergileriyle ben burada ayakta duruyorum.” diyor.

“MÜCADELEYİ SÜRDÜRECEĞİZ, ALANI BOŞALTMAYACAĞIZ”

Yazıcıoğlu, elbette siyasi olarak Levent Üzümcü ile aynı fikirde değil, konuşmasında bunu birkaç kez belirtti ama onu savunmak için aynı görüşte olmasının gerekmediğini söyledi. Kararı yanlış ve antidemokratik olarak niteledi. Sorumlu kişileri de yanlışı düzeltmeye çağırdı. Her türlü mücadeleyi sürdüreceklerini ve asla alanı boşaltmayacaklarını ifade etti: “Bu tiyatro bizim ve bizim olarak kalacaktır. Kovulsak da buradayız. Bizi sahneden kimse ayıramaz.” cümleleriyle kararlığını gösterdi.

“SANAT GİBİ ÜLKE DE KİN VE NEFRETLE YÖNETİLEMEZ”

İki yıldır görevde bulunan Yazıcıoğlu, sanatçılara yapılan baskılar konusunda iktidara karşı ilk defa bir duruş sergiliyor. Dünkü toplantının en önemli yanı belki de buydu. Muhalif olan sanatçılara el uzattığı da kulislerde konuşuluyor. Yazıcıoğlu, tavrını şu cümlelerle açıkladı: “Bizi bu göreve getirenler kadar, onlara karşı sorumlu olduğumuz kadar, bizi burada isteyen bine yakın arkadaşımız da çok önemlidir. Görev süresince bize karşı olanlar oldu, kızdık, üzüldük. Ama kin ve nefretle sanatın üretilemeyeceğine karar verdik. O yüzden herkese kucak açtık. Disiplin ve otoriteyi asla ihmal etmedik. Sevmeyenlere de kucak açtık. Sanat gibi ülke de kin ve nefretle yönetilemez.”

“İLK KEZ SİYASİ GÖRÜŞLERİ NEDENİYLE BİR OYUNCUNUN İŞİNE SON VERİLDİ”

Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Yardımcısı Engin Alkan da “İstanbul Şehir Tiyatrosu'nun tarihi boyunca darbe dönemini bir tarafa bırakırsak ilk defa siyasi görüşleri nedeniyle bir oyuncunun işine son verilmiştir. Bu bir emsal teşkil edebilir. Bu hukuksal bir süreç ve takip etmeye devam edeceğiz. Çünkü Anayasa'yla ciddi bir çelişki barındırıyor Memuriyet Yasası” diyerek gelişmelerin tarihî; yönünü hatırlattı.

‘Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kadar gideceğim'

Balıkesir'in Ayvalık ilçesinde ailesiyle tatilini geçiren ünlü sinema, dizi ve tiyatro oyuncusu Levent Üzümcü, İstanbul Şehir Tiyatroları'ndan ihraç edilmesini değerlendirdi. Kararı siyasi olarak nitelendiren ve ekmek paralarıyla oynandığını vurgulayan Üzümcü, mahkeme yoluyla hakkını savunacağını kaydetti. İhraç kararı sonrası İdari Mahkemesi'ne başvuracağını kaydeden Üzümcü, “Yanıt alamazsam Danıştay'a gideceğim. Danıştay'dan bir yanıt alamazsam Anayasa Mahkemesi'ne gideceğim. Beyefendiler Anayasa Mahkemesi'ne kişisel başvuruların önüne geçerse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kadar gideceğim.” dedi.

‘Mış gibi yapmak hiçbirimize yakışmıyor”

Erhan Yazıcıoğlu'nun konuşması bittikten sonra söz isteyen ŞT Disiplin Kurulu üyesi, oyuncu Ayşegül İşsever, “Disiplin kurulu by-pas edilerek, istedikleri zaman yüksek disiplin kuruluna göndererek işlerini görüyorlar. Şu durumda etkim olmadığı için hepinizin huzurunda istifa ediyorum.” diyerek bir anda salonda şaşkınlık yarattı. Tepkisini gösterdi. İşseven ayrıca, “Mış gibi yapmak hiçbirimize yakışmıyor.” diyerek Genel Sanat Yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu'nun samimiyetini sorguladı.

‘Elbette teslim olmayacağız'

Basın toplantısından sonra İstanbul Şehir Tiyatroları Oyuncuları Derneği (İSTİŞAN) de Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin girişinde basın açıklaması yaparak Levent Üzümcü'ye destek verdi. Binanın girişine “Levent Üzümcü yalnız değildir” yazılı pankart açıldı. İSTİŞAN adına konuşan oyuncu Sevinç Erbulak, “Bugün, Levent Üzümcü'yü Şehir Tiyatroları'ndan uzaklaştırmaya cüret edenlerin yapabildiği, Tevfik Fikret'in 95'e Doğru şiirindeki şu mısra kadardır: ‘Kanun diye kanun diye kanun tepelendi!' Gündelik siyasetin, elde edemediği ve hiçbir zaman elde edemeyeceği sanat dünyası üzerindeki, ürkütücü olduğu kadar komik ve beyhude gölgesi, beceriksiz bir karanlık oyundan fazlası değildir. Elbette teslim olmayacağız.” dedi.

25 Ağustos 2015 Salı

Yağmurlu ‘Bir Yaz Gecesi Rüyası'

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nın, Açıkhava Yaz Oyunları önceki akşam “Bir Yaz Gecesi” oyununun sahnelenmesi ile son buldu.

Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi'ndeki oyun, yağan yoğun yağmura rağmen seyircinin de isteği ile devam etti. Şemsiyeler ve yağmurluklar altında oyunu izleyen seyirciler, sosyal medyadan oyunculara teşekkür etti. Yağmur altında unutulmayacak bir oyun izleyenler, sağanak sağanak yağan ‘bir yaz gecesi'ne güzelleme yapanlar, ‘beraber ıslandık biz bu oyunda' şarkısını hep bir ağızdan söyleyenler oldukça fazlaydı.

William Shakespeare'in merkezine bir aşk hikayesini yerleştirdiği ve bu aşk hikayesi üzerinden döneminin toplumsal değerlerini gözler önüne serdiği “Bir Yaz Gecesi Rüyası” adlı komedyası Aleksandar Popovski imzası ile sahneye taşındı. Oyunda; Levent Üzümcü'nün yanı sıra Selin İşcan, Gürol Güngör, Özgün Akaçça, Onur Demircan, Nurdan Kalınağa, Canan Kübra Birinci, Çağlar Yiğitoğulları, Arda Aydın, Onur Şirin, Dilay Taşkaya, Elyesa Çağlar Evkaya, Şevket Avşar, Müslüm Köse, Hazal Uprak, Aslı Şahin, Gürkan Bağbuğ rol alıyor. KÜLTÜR-SANAT

‘Tasavvuf müziği' terimini radyo ve televizyonda ilk kullanan sanatçıydı

Geçtiğimiz cumartesi hayata veda eden tasavvuf müziği üstadı Ahmet Hatipoğlu, dün Ankara Ahmet Hamdi Haseki Camii'nde kılınan cenaze namazından sonra defnedildi. Tasavvuf müziğine uzun yıllar önemli katkılarda bulunan Hatipoğlu'nu, onu yakından tanıyan klasik kemençe sanatçısı Derya Türkan yazdı.

Ahmet Hatipoğlu ile 2000 yılında, TRT İstanbul Radyosu'na girdiğim zaman tanıştım. Ankara Radyosu'nda uzun yıllar devam ettiği Türk tasavvuf müziği çalışmalarını televizyona taşımıştı. TRT'de yayınlanan “Ahmet Hatipoğlu ile Tasavvuf Musikisi” adlı programına beni de davet etti. İlk defa orada karşılaştık. Mesleğe yeni adım atmış bir sanatçı olarak hocamızın beni etkileyen en önemli özelliği, bana bir arkadaş, meslektaş olarak yaklaşıp değer vermesiydi. Bu aklımdan hiç çıkmaz. Küçük yaşıma rağmen ilgi gösterdi, yardımcı oldu, destek oldu. Gençlerle arkadaş olur, onları şevklendirir ve geleceğe dair umut verirdi. Aslında herkese karşı tavrı aynıydı. Kibardı, konuşması nezaketliydi, yerinde espriler yapardı. Camiada, sanatçıları derleyip toparlayıcı özelliği ile bilinirdi. Etrafındaki herkes de kendisine saygı gösterirdi.

Ahmet Hatipoğlu yaptığı müziğe saygılı ve son derece ciddi yaklaşırdı. Türk tasavvuf musikisine yıllarca hem besteci, hem icracı hem de derleyici olarak büyük hizmetlerde bulundu. Özellikle Anadolu tasavvuf müziği üzerine yaptığı araştırmalar önemlidir. Unutulup gitmiş pek çok besteyi tekrar kaydederek gün yüzüne çıkarmıştır. Anadolu'daki tasavvuf müziği biraz daha farklıdır. İstanbul tekkelerindeki müzikle Kütahya'daki, Sivas'taki tekkelerin müzikleri farklılıklar gösterir. Herkes kendi yöresine ve kültürüne göre besteler yapmış. Bu çeşitliliği bir kültür hazinesi gibi gören hoca, onları tekrar gündeme getirdi.

Türkiye'de tasavvuf musikisi denince akla gelen birkaç isimden biridir Ahmet Hatipoğlu. Tabii ki çok önemli isimlerin öğrencisi olmuştur. Hopçuzade Şakir Efendi, o isimlerden biridir.

Çok çalışkan bir sanatçıydı. Müzik onun için bir yaşam biçimiydi. Üzerinde uzun uğraşlar verdiği Kutb-i Nâyi Osman Dede'nin (1652-1730) büyük eseri “Miraciye”nin tamamını (2 saate yakın) ilk defa TRT'nin katkısıyla Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı adına Ankara Radyosu Tasavvuf Korosu'yla birlikte banda okuyarak tanıtılmasını sağladı. Son zamanlarına kadar öğrenci yetiştiriyordu. Önemli bir müzisyen olan oğlu Emrah Hatipoğlu da yakın arkadaşımdır. Ne zaman görüşsek, “Hâlâ çalışıyor, hâlâ öğrenciler gelip gidiyor.” derdi.

İMAM VE HATİPLERE DERS VERİYORDU

Ahmet Hatipoğlu'nun bestecilik yönü elbette çok önemlidir. Ses sanatçılığı da vardır. Aynı zamanda tamburidir. Disiplinli olması, bilgiye aç olması, devamlı yeni şeyler araştırması ve geleceğe aktarması bakımından örnek alınacak bir şahsiyettir. Bilgisini asla kendine saklamazdı. Bu, çok önemlidir. Ahmet Hatipoğlu, bilgisini herkesle paylaşmayı zevk edinen biriydi. Diyanet İşleri Başkanlığı'nda çalışan imam ve hatiplere bilgi bazında çok yardımları olmuştur, birçoğuna ders vermiştir.

Her şeyden önemlisi, Türkiye radyolarında 1970'li ve 1980'li yıllarda, yasak olduğu dönemlerde tasavvuf müziği terimini ilk kullanan isimlerden biridir Hatipoğlu hoca. Dini musiki yasakken radyolara bu müziği sokmayı başarmış, “Bu bir kültürdür, devam etmesi gerekir, bunun da en önemli yeri radyo ve televizyonlardır.” diyerek mücadele vermiştir.

22 Ağustos 2015 Cumartesi

Soluk almak için film çekiyorum

Tunç Davut'un yazıp yönettiği ‘Dolanma', 21. Saraybosna Film Festivali'nin ana yarışma bölümünde büyük ödül ‘Saraybosna'nın Kalbi' için yarışıyor.

Başrollerini Muhammet Uzuner, Defne Halman ve Baran Şükrü Babacan'ın paylaştığı film, Habil ile Kabil kıssasının serbest bir uyarlaması. Dünya prömiyeri Saraybosna'daki National Theatre'da yapılan Dolanma'nın senaryosunda umutsuzluk, iktidar ve aşk temaları öne çıkıyor. Çekimleri Bolu'da gerçekleştirilen filmde kaçak odun keserek, dış dünyadan yalıtılmış aile yadigârı bir evde yaşayan iki erkek kardeş ve geçmişi belirsiz bir kadının kesişen hayatları anlatılıyor. Saraybosna'nın ardından eylül ayında Altın Koza için yarışacak Dolanma'nın yönetmeni Tunç Davut ile konuştuk…

‘DOLANMA, BENİM İLK ÇOCUĞUM GİBİ'

İlk uzun metraj filminiz ile Saraybosna Film Festivali'nin ana yarışmasında olmak nasıl bir duygu?

Aslında Dolanma ilk çocuğum gibi, üzerinde uzun zaman çalıştım ve düşündüm. Bu filmi hayata geçirebildiğim ve uluslararası arenaya çıkarabildiğim için mutluyum. Özellikle Saraybosna gibi bir festivalde yer almak bizim için daha da önemli. Çünkü Saraybosna geçmişte büyük acılar yaşamış bir yer ve orayı ziyaret ettiğimde de o yaralara yakından tanık oldum. Saraybosna'da savaşın açtığı yaraları sanatla kapatabilmek adına filmimi orada seyirciyle buluşturmak benim için onur verici.

Saraybosna'da filminiz nasıl tepkiler aldı?

Basının filme ilgisi yoğun oldu. Saraybosna'ya sadece gösterim için gittim ve iki gün kalabildim. Ama yine de iki uluslararası dergiyle röportaj yaptım. Gazeteci ve eleştirmenlerle soru-cevap şeklinde görüşmeler gerçekleştirdik. İzleyicilerle yüz yüze konuştuk ve çok olumlu tepkiler aldım. Bazı seyircilerle yaptığımız sohbetlerde filmi bir kere izlemelerine rağmen hikâyedeki bütün ipuçlarını yakaladıklarını gördüm. Bu beni çok mutlu etti.

‘HABİL İLE KABİL'İN MODERN UYARLAMASI'

Dolanma, erkek egemen kültürdeki bitmeyen kadın-erkek mücadelesine dikkat çekiyor. Senaryoda bu yapıyı kurarken çıkış noktanız neydi?

Filmdeki karakterler topluma yabancılaşmış insanlar. Her biri umutsuzluk hastalığına yakalanmış. Bu hastalığın işkencesiyse ölemeyen hastanın can çekiştirmesine benziyor. İnsan bundan kurtulmak için sadece inanmalıdır. Anadolu'nun kendine has yapısı içinde insanlar genellikle yazgılarına boyun eğer. Bir şeyleri değiştirme gücünü kendilerinde bulamaz ve döngü içinde dolanıp dururlar. Habil-Kabil meselesini umutsuzluk, iktidar ve aşk temalarıyla buradan hareketle güçlendirdim. Kardeşlik, kıskançlık ve pişmanlık kavramlarını da yan ögeler yaparak yerelden evrensele ulaşmaya çalıştım.

Hikâyeyi oluştururken sizi besleyen kaynaklarınız nelerdi?

Bütün dini inançlarda yer alan ortak bir hikâyeden yola çıktım; Habil ile Kabil. Modernist bir bakış açısıyla ele alıp öyküyü biraz tersine çevirdim. Habil ile Kabil arasında geçen kıskançlık temasını farklı şekilde kullandım. Filmdeki ana karakterlerimizden biri olan Nalân ile gerçek hayatta da karşılaştım. Kendisi bana o zaman çok sert ve somut bir cümle kurmuştu; “İnsan benim gibi de olsa iki kardeşin arasına asla girmemeli.” demişti. Beni bu cümle öykü adına çok etkiledi. Elimde çalıştığım başka bir proje olmasına rağmen onu bırakıp bu hikâye üzerine yoğunlaştım. Aslında Nalan'ın izini sürmeye başladım da diyebilirim. Sevdiğim yazarlardan okumalar da yaptım.

‘İLK VE SON USTAM BİLGE KARASU'DUR'

İlk kısa filminiz Çatal, Bilge Karasu'nun aynı adlı öyküsünden uyarlama. Bahsettiğiniz okumalarda Bilge Karasu'nun etkisinden bahsedebilir miyiz?

Benim ilk ve son ustam Bilge Karasu'dur. Bana sadece okumayı değil yaşamayı öğretti. Ancak yine de eserimde yer vermek için yazar takıntısı olan insanlardan değilim. Hikâyeyi yazarken bunun felsefî; altyapısını oluşturmak durumundasınız. Bu defa varoluşçu filozoflara duyduğum ilgi senaryomla birleşti ve beni onlar besledi. Zaten bir öyküyü kurmaya başladığınızda bunu aynı zamanda bilginizle, yaşantınızla, kültürel bilginizle ve yapılaşmanızla yapıyorsunuz. Hayatta biriktirdiklerinizi ve tüm soru işaretlerinizi hikâyenizle yüzleştiriyor. Soluk alıyorsunuz. Ben de zaten soluk almak için sinema yapıyorum.

İlk kez uzun metraj filmde yönetmenlik yaptınız. Çekimler nasıl geçti?

Yaklaşık 20 yıldır sinema sektöründeyim. Setlerin birçok alanında çalıştım. Bu anlamda filmimi çekerken teknik zorluk yaşamadım. Ama şöyle bir zorluğu oldu. Aşk, sevgi, savaş, ihanet gibi yaklaşık 30-35 tane tema var. Bu temalar üzerinden sanat yapıyoruz hepimiz. Bu noktada da ne yapıldığını değil nasıl yapıldığını daha önemli görüyorum. Nasıl yapılması gerektiğini buldukça neyin olup olmayacağını da daha rahat anlıyorsunuz. Anlatım biçiminiz ona göre şekilleniyor ve öyküler anlam kazanıyor. Ben de nasıl yapacağıma karar vermek için bir buçuk sene senaryo üzerinde çalıştım ve onu didik didik ettim. Mekânımı buldum ve oraya evimi kurdum. 28 günde de çekimlerimizi tamamladık.

20 Ağustos 2015 Perşembe

Gençlik Orkestrası, Avrupa turunu İstanbul'da tamamladı

Cem Mansur yönetimindeki Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası, Budapeşte'de başlayıp Berlin'e uzanan Avrupa turnesini geçtiğimiz akşam İstanbul'da tamamladı. Orkestra, ‘Panayırlar, Bayramlar' temalı repertuvarında, müzikseverlere Mussorgski, Dvorak, Debussy ve Stravinski'nin eserlerinden oluşan geniş bir seçki sundu.

Şef Cem Mansur yönetimindeki Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası (TUGFO), bu yılki müzik turunu İstanbul'da tamamladı. Avrupa'nın tarihi şehirlerini gezen TUGFO, son konserini vermek için geçtiğimiz akşam Zorlu Performans Sanatları Merkezi'nde sahneye çıktı. ‘Panayırlar, Bayramlar' temalı repertuvarı ile müzikseverlerle buluşan orkestranın Mussorgski'den Dvorak'a uzanan seçkisi dinleyicilerin beğenisine sunuldu.

Sabancı Vakfı'nın, kuruluşunun gerçekleşmesini sağladığı ve 7 yıldır ana destekçisi olduğu orkestra, turnenin ilk konserini 8 Ağustos'ta Budapeşte'de verdi. Turnesine Slovakya'nın Bratislava, Çek Cumhuriyeti'nin Prag ve Almanya'nın Berlin şehirlerindeki konserlerle devam etti. 30 bine yakın kişinin katıldığı, dünyanın en önemli klasik müzik festivallerinden Young Euro Classic Festivali'ne her yıl özel olarak davet edilen TUGFO, bu yıl ayrıca Avrupa Ulusal Gençlik Orkestraları Federasyonu'na (EFNYO) tam üye olarak kabul edildi.

Konser öncesi Şef Cem Mansur ve Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası'nın katılımıyla ‘Demokrasi Laboratuvarı' gerçekleştirildi. Çok sesli müziğin çalışma ortamından örneklerin müzikseverlerle paylaşıldığı etkinlikte ayrıca “Takım ruhu, liderlik, karar verme, başkalarını dinleme, demokratik katılımın sınırları” gibi konular hakkında da konuşuldu.

‘HAFRİYAT' İLK KEZ GÖRÜCÜYE ÇIKTI

Kadrosunda Türkiye'nin önemli konservatuvarlarından sınavla seçilen 83 genç müzisyenin bulunduğu Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası dinleyicilerin yoğun ilgisiyle karşılandı. Salonu dolduran sanatseverlerce büyük beğeni toplayan orkestra konserde; Mussorgski'nin “Soroçinski Panayırı” Prelüdü, Dvorak'ın “Slav Dansları op.46”, Debussy'nin “İbéria” ve Stravinski'nin “Petruşka” eserlerini dinleyiciyle buluşturdu. Orkestranın bir de sürprizi vardı. Dünya Prömiyeri Berlin'deki “Young Euro Classic” etkinliği kapsamında düzenlenen konserde ‘Hafriyat' parçası da müzikseverler ile buluştu. Almanya'da yaşayan genç besteci ve piyanist Sinem Altan'ın bestelediği ve Berlin Senatosu'nun siparişi üzerine hazırladığı ‘Hafriyat', önceki akşamki konserde Türkiye'de ilk kez seslendirilmiş oldu.

Orkestra, salonu dolduran izleyicilerin yoğun ilgisi üzerine, Anadolu'ya özgü müzikal motifleri çok sesli müzik anlayışına göre sunan Ulvi Cemal Erkin'in “Köçekçe”si ile bis yaptı. Konser bitiminde duygularını paylaşan Şef Cem Mansur orkestrasına destek verenlere ve yardımcı hocalarına tek tek teşekkür etti. Performansıyla klasik müzik dinleyicilerinden tam not alan orkestra uzun süre ayakta alkışlandı.