20 Ağustos 2015 Perşembe

Türkiye'nin ilk masal şenliği başlıyor

Beşiktaş Belediyesi, ‘Masal iyileştirir, masal büyütür, masal düşündürür, masal çözer!' anlayışıyla yola çıkarak masal anlatıcılığını yeniden canlandırmayı amaçlıyor.

KidsNook Masal Akademi işbirliğiyle yapılacak Türkiye'nin ilk masal şenliği, 12-13 Eylül günlerinde Akatlar Sanatçılar Parkı'nda gerçekleştirilecek. ‘Bir Varmış Bir Yokmuş' adlı şenlik, iki gün boyunca hem çocukları hem yetişkinleri masalların büyülü dünyasına götürecek. Katılımın ücretsiz olacağı etkinlikte masal anlatıcıları performanslarını çocuklar için sergileyecek. Masal şenliği, 13 Eylül Pazar akşamı Demet Tuncer'in performansına sürpriz ünlülerin katılımıyla son bulacak. (www.birvarmisbiryokmus.org)

18 Ağustos 2015 Salı

Çanakkale gazileri Avustralya'da

Çanakkale Savaşı'nın 100. yılı etkinlikleri kapsamında İstanbul, Ankara ve İzmir'de açılan “Unutulmayan Anılar ile Çanakkale Kara Savaşı” fotoğraf sergisi şimdi de savaşın diğer yakası Avustralya'da. Şimdiden iki şehirde açılan sergi, önümüzdeki günlerde üç şehri daha ziyaret edecek.

Vedat Açıkalın, 1990'da Çanakkale Savaşı'nın 75. yıl törenleri için fotomuhabiri olarak Avustralya'dan Türkiye'ye gelir. Burada yaşları 94 ile 102 arasında değişen Türk gaziler ile Anzak askerleri bir araya gelmiştir. İki karşı cephenin askerleri arasında duygusal anlar yaşanır. Bu manzarayı gören Açıkalın, dünyanın en zor savaşlarından birinin tanığı olan bu bir avuç insanın, savaşın 100. yılını göremeyeceklerini düşünür. Hemen orada, bir karar verir: Çanakkale gazilerinin hem savaş anılarını dinleyecek hem de fotoğraflarını çekecektir. Bu, sadece bir düşünce olarak kalmaz. Vedat Açıkalın düşüncesini hayata geçirir ve Çanakkale Savaşı'nın son tanıklarını ve hatıralarını unutulup gitmekten kurtarır.

Vedat Açıkalın, 25 yıl önce savaşın geçtiği alanda ilk adımını attığı çalışmayı bu yıl, Çanakkale Savaşları'nın 100. yılında “Unutulmayan Anılar ile Çanakkale Kara Savaşı” adlı bir sergiyle ortaya çıkardı. Sergi, Mart ve Nisan aylarında İstanbul, Ankara ve İzmir'de açıldı; şimdi ise savaşın diğer yakasına, Avustralya'ya taşındı. Çanakkale gazilerinin fotoğraf ve hatıraları, bu ülkede birçok merkezde izleyicilerin ilgisine sunulacak. Avustralya turunun ilk durağı ülkenin güneydoğusundaki Tazmanya adasının başkenti Hobart. 30 Temmuz'da açılan sergiye 2002 yılında 103 yaşında hayata veda eden Avustralya'dan Çanakkale savaşının son tanığı Alec Campbell'in dokuzuncu çocuğu Felicity Tangney katıldı. Tangney, geçtiğimiz nisan ayında Çanakkale'de düzenlenen törenlere Türkiye'nin son gazisi, 1994'te 108 yaşında aramızdan ayrılan Hüseyin Kaçmaz'ın oğlu Turgut Kaçmaz ile birlikte katılmıştı. Tangney, açılıştaki konuşmasında bu dostça karşılaşmadan ve Türklerin ilgisinden söz etti. Babasının sergideki fotoğrafları önünde konuşan Tangney, “Babam bu fotoğrafta, ne yaptım da bu duruma düştüm diye düşünüyor olmalı. Askere gidebilmek için yalan söyledi, yaşını büyüttü. Annesi buna çok üzülmüştü. O yaşta macera olmalı. Kendisini neyin beklediğinden haberi yoktu.” dedi.

ÇANAKKALE KONUSUNDAKİ DUYARLIK ARTTI

Sergi, ikinci durağında ise “Çanakkale Dün ve Bugün: Savaştan Doğan Dostluk” adıyla Sydney'de Opera Evi'nin yakınındaki Customs House'ta “Lone Pine” (Kanlı Sırt) Muharebesi'nin 100. yıldönümünde açıldı. Avustralya basınında da geniş yer alan serginin açılışında küratör Sandy Edwards, Açıkalın'ın fotoğrafçılık kariyerinde aldığı yolu anlattı. Son kitabı “Defending Gallipoli” bu yıl çıkan Çanakkale Savaşı konusunda uzman tarihçi ve yazar Doç. Harvey Broadbent açış konuşmasında, “90'lı yıllarda Türk ve Avustralyalıların Çanakkale konusundaki duyarlılıklarının kesiştiği açıkça görülüyordu. Her yıl daha çok Türk, Çanakkale savaş alanlarına gidiyor, Türklerin orayı ziyaret eden Avustralyalılara karşı duyduğu ilgi de artıyordu. Anzak Koyu ve Kuzey Kumsal'ında düzenlenen Şafak Ayinlerine giden Türklerin sayısı her yıl yükseldi.” dedi. İki ülkenin askerleri arasındaki paylaşıma da dikkat çeken Broadbent, “Bu sergi, en azından Avustralya ve Türkiye için 20. ve 21. yüzyıl tarihinin önemli bir parçası olduğu gibi, ortak yaşanmışlıkların tarihe geçirilmesine de bir katkı.” diye konuştu.

Çanakkale gazilerine ait fotoğrafların yanı sıra gaziler ile Anzak askerlerinin torunları, Çanakkale Savaşı'nda kullanılan aletler ve tarihî; belgelerden oluşan 88 fotoğrafın yer aldığı sergi, 29 Ağustos'tan sonra Perth, Melburne ve Canberra şehirlerinde de açılacak.

Sergi İstanbul'da devam ediyor

Çanakkale Savaşı'nın 100. yıl etkinlikleri çerçevesinde Vedat Açıkalın'ın fotoğraflarından oluşan “Unutulmayan Hatıraları ile Çanakkale Kara Savaşı” sergisi Rahmi M. Koç Müzesi'nde 26 Mart'ta açıldı. Çanakkale Savaşları'nın ve büyük zaferin tarihine ait farklı ayrıntıları görmek isteyenler, sergiyi 20 Eylül'e kadar ziyaret edebilir.

15 Ağustos 2015 Cumartesi

‘Anadolu Güneşi' Çin'e doğdu

Prof. Dr. Uğur Alpagut ve Türk halk müziği uzmanı Kemal Bilsel Sarısözen'in 2003'te kurduğu Anadolu Güneşi grubu, üç konser için Çin'de. Alpagut ve MÜZED'in girişimiyle Uluslararası Müzik Eğitimi Birliği-ISME'nin dünyanın farklı kentlerinde 2 yılda bir düzenlediği “Dünya Müzik Eğitimi Konferansı'nın 33.sü İstanbul'da gerçekleşecek.

Önce Anadolu Güneşi… Anadolu Güneşi Müzik Topluluğu (Anatolian Sun), Prof. Dr. Uğur Alpagut ve Kemal Bilsel Sarısözen'in çabalarıyla kuruldu. Grubun tek bir amacı vardı. Otantik değerlerle, evrensel çalgı tekniklerini buluşturmak. Yani bağlama sanatçısı, tavırlı çalışını bozmadan sürdürecek, keman ve piyano gibi enstrümanları kullanan sanatçılar ise çalgı becerilerini halk ezgilerinin özünü bozmadan yorumlayacak.

Daha çok akademisyenlerden oluşan grup, on yıl boyunca Pakistan, Malezya, Macaristan, Ürdün, Suriye, Makedonya, Avustralya, ABD, Fransa, Çin ve Kanada'da kah Evlerinin Önü Mersin'i, kah Drama Köprüsü'nü, kah Sobalarında Kuru da Meşe Yanıyor Efem türkülerini çalıp söyledi. Şimdi de bu türküleri Çinlilere okuyorlar. Geçtiğimiz pazartesi günü son provalarını İTÜ Türk Müziği Konservatuvarı'nda yapan grup, aynı günün gecesi Çin'e doğru yola çıktı. Kemanda Prof. Dr. Uğur Alpagut, bağlamada Prof. Adnan Koç, kavalda Doç. Cihan Yurtçu, piyanoda Kaya Güç, vurmalıda Yalçın Duran Baygın ve tenor Yrd. Doç. Ömer Türkmenoğlu'ndan oluşan grup, ilk konserini önceki gün Çin'in kuzeyindeki İç Moğolistan özerk bölgesinin en büyük sanayi kenti Baotou'daki Grand Theatre'da verdi. İkinci konser bugün Pekin'de, Beijing Concert Hall'da. Üçüncü konser ise 17 Ağustos Pazartesi günü Tiajin'deki Grand Theatre'da gerçekleşecek.

Konserler iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde, Denize Dalmayınca, Yemen Türküsü, Ah Bir Ataş Ver Cigaramı Yakayım, Başındaki Yazmayı Sarıya mı Boyadın, Kıbrıs'ın Güzel Kızı, Fidayda türküleri enstrümantal olarak icra ediliyor. İkinci bölümde ise tenor Ömer Türkmenoğlu, Iğdır'ın Al Elması, Divane Aşık Gibi, Üsküdar'a Gideriken, Gesi Bağlarında, İzmir'in Kavakları, Altın Hızma, Urfa'nın Etrafı Dumanlı Dağlar'ı senfonik tarzda seslendiriyor.

DÜNYA MÜZİSYENLERİ 2018'DE TÜRKİYE'DE OLACAK

Grubun, 2003'ten bu yana sessiz sedasız verdiği bu konserler, asıl meyvesini 2018'de verecek. UNESCO'nun çağrısı üzerine, ilk kez 1953'te toplanan International Society For Music Education (Uluslararası Müzik Eğitimi Birliği), kısa adıyla ISME dünyanın farklı kentlerinde 2 yılda bir “Dünya Müzik Eğitimi Konferansı” düzenliyor. Bu toplantılarda 80'in üzerinde ülkeyle, farklı kültürlerin bir araya geldiği, çok yönlü etkileşime dayalı bir ortam oluşuyor. Başta müzik eğitimcileri olmak üzere, müziğin farklı alanlarında uzmanlaşmış delegeler, sanatçı ve öğrencilerin yer aldığı konferansa yaklaşık 3 bin kişi katılıyor.

Anadolu Güneşi, ISME'nin 2006'da Malezya'da, 2010'da ise Çin'de yapılan konferanslarına katıldı ve Türk müziğini tanıttı. Daha sonra devreye Müzik Eğitimcileri Derneği (MÜZED) girdi ve önce 2012'de ISME'ye üye olundu. 2014'te Brezilya'nın Porto Alegre şehrinde gerçekleşen 31. konferansta, 2018'deki etkinliğin Türkiye'de yapılmasına karar verildi. 24-29 Temmuz 2016 tarihinde İskoçya'nın Glasgow kentinde yapılacak 32. ISME Dünya Konferansı'nın kapanış töreninde yine Türkiye'nin sanatı ve müziği tanıtılacak ve 33.sü için çalışmalar hız kazanacak. ISME Başkanı Prof. Dr. Lee Higgins ve ISME Genel Sekreteri Angela Ruggles'ın 4-6 Mayıs 2015 tarihleri arasındaki İstanbul ziyareti bu çalışmaların bir parçasıydı. Konferansın organizatörlüğünü yürüten Uğur Alpagut, “Müzik dünyasını heyecanlandıran Türkiye konferansının teması Âşık Veysel'e ithafen ‘Uzun ince bir yoldayım/ gidiyorum gündüz gece' olacak.” diyor.

İzmir'den ‘Rengahenk' geldi

Merkezi İzmir'de bulunan Rengahenk Klasik Sanatlar Derneği, “Geleneksel Dünyadan Çağdaş Dünyaya Uzanan Yol” adlı sergisini Beşiktaş'taki Dolmabahçe Sanat Galerisi'nde açtı. Derneğe üye sanatçıların tezhip, minyatür, hat ve ebru çalışmalarının yer alacağı sergi 20 Ağustos'a kadar görülebilecek.

1999'da İzmir Devlet Resim Heykel Müzesi'nde çalışmalarına başlayan Rengahenk grubu, dört yıl önce kendi atölyesini açtı. Atölye çalışanları, 2013 yılında Rengahenk Klasik Sanatlar Derneği'ni kurdu. Rengahenk atölyesinde iki yıllık eğitim programları ile tezhip, minyatür, hat ve ebru sanat dallarında eğitim veriliyor. Derneğe üye sanatçılar arasında Afet Bahıt, A. Noyan Bahıt, Ayten Kocagil, Banu Akyıl Gümüş, Candan Aral, Esin Aksaç, Emel Er, Figen Gürsoy, Fisun Sivri, Gönül Pekmezci, Handan Özel, Işıl Türkman, Nadide Deligöz, Nagehan Akdemir bulunuyor.

5 Ağustos 2015 Çarşamba

Faulkner'ın hayalî kasabası dijital âlemde kuruldu

Amerika'daki Virginia Üniversitesi, dünya edebiyatının güçlü isimlerinden William Faulkner'ın edebî; mirasını dijital ortama aktardı. www.faulkner.drupal.shanti.virginia.edu adlı site, yazarın kitaplarında geçen karakterlerden isimlere, şehirlerden olaylara tüm detayları arama imkanı sunuyor. Okur bu kasabada gezermişçesine yazarın izini sürebiliyor.

Bir yazarın eserlerinde sözünü ettiği mekanlar, isimler ve karakterler okur için birer yol göstericidir. Yazarından büyük izler taşıyan bu işaretler, onun yazı evrenini keşfetmeye yarar. Fakat böyle bir yükün altına girip iğneyle kuyu kazarcasına bilgileri su yüzüne çıkarmak zorlu bir uğraştır. Teknolojinin hayatımızı kolaylaştırmasıyla bu keşif kolaylaştı. Bir romanın tüm sayfaları arasında kısa sürede aramalar yapmak bir hayli kısaldı. Bu kolaylık, önümüze yeni projeler ve heyecanlı araştırmalar getirmiyor değil.

Bu projelerden biri, Amerikan edebiyatının güçlü kalemlerinden ve Türkiye'de de hatırı sayılır bir okuru olan William Faulkner (1897-1962) ile ilgili. Faulkner, geride büyük bir edebi miras bıraktı hiç kuşkusuz. Okurlarına ve edebiyat tarihine bıraktığı malzeme, pek çok çalışmaya imkan verecek kadar zengin ve çeşitli. Faulkner'ın edebi mirasına odaklanan Amerika'daki Virginia Üniversitesi, yazarın tüm eserlerinde geçen mekanları, kişileri ve karakterleri bir sitede topladı. Okurların kolayca arama yapabildiği Dijital Yoknapatawpha adlı site sayesinde, Faulkner'ın yazı evrenindeki durakları kolayca okumak mümkün. Yayın hayatına yeni başlayan site, henüz daha keşif aşamasındayken, eklenen bilgiler ve tasniflerle sürekli güncelleniyor.

TEKNOLOJİ İLE EDEBİYATIN BULUŞMASI

Projenin adı Faulkner'ın kurmaca kasabası Yoknapatawpha'dan geliyor. Yazarın, 1927'de kaleme aldığı Flags in the Dust (Tozlu Bayraklar) isimli eseri, yazarın kurmaca kasabası Yoknapatawpha'da geçen ilk romanı. Faulkner'ın kimi eserlerinde boy gösteren bu mekanı Murat Belge şöyle anlatır: “Bir kere, Yoknapatawpha! Burası Faulkner'ın hayalî; yöresidir. Büsbütün hayalî; değil tabii. Elli devletten biri, güneyli ve sahici biri olan Mississippi'nin bir yöresi (county). Gerçek hayatta modelinin Lafayetle County olduğu düşünülüyor. Faulkner'ın eserleri arasında ilkin Absalom Absalom'da geçiyor Yoknapatawpha. Zaten bu romanlarla Kurtar Halkımı Musa arasında, karakterlerinden ileri gelen bağlantılar var.” 6215 kilometrekarelik alana yayılan bu mekan Dayton Kohler'a göre Faulkner'ın tamamıyla kendi memleketini yansıtır “Amerikan romanında, tarihi ve talihi bakımından bundan daha kasvetli bir yer yoktur.”

DARISI TÜRK YAZARLARIN BAŞINA

Yoknapatawpha'ya Faulkner'ın şimdiye kadar 6 romanı ve 20 öyküsü tüm detaylarıyla konulmuş. 1.956 Faulkner karakteri ve 2.886 olay siteye girilmiş. 14 roman ve 54 öykü daha düşünecek olursak sitenin alacağı epey bir yol var. Proje, dijital teknoloji ve edebiyatı buluşturarak neler yapılabileceğini, bunun yanı sıra bu yeni aracın bir insan, bir öğretmen ve bir arkadaş olarak edebiyat hakkında neler sunabileceğini ölçmek istiyor. Site, Faulkner üzerine çalışan araştırmacıların desteğini isterken, hem okurlar, hem de edebiyat tarihi açısından yeni bir mecranın önünü açmayı amaçlıyor.

Türkiye'de bu türden dijital çalışmalar olmasa da yazarlar hakkında hazırlanan sözlükler bu boşluğu biraz da olsa doldurmaya aday. ‘A'dan Z'ye' başlığı altında daha önce Nazım Hikmet, Abidin Dino ve Sait Faik gibi usta yazar ve şairler hakkında yayımlanan kitaplara, son olarak Sevengül Sönmez'in hazırladığı Sabahattin Ali eklenmişti. YKY'den çıkan bu seri, yazarların hayatına ve eserlerine odaklanarak yazı dünyalarını ortaya koyan önemli bir çalışma. Tanpınar için böyle bir çalışma neden yok, sorusu ise umarım yakında cevap bulur, zira o da bu türden bir keşfi hak ediyor. (http://faulkner.drupal.shanti.virginia.edu/)

2 Ağustos 2015 Pazar

Tanpınar'ın izinde ‘sanatçı ve zamanı'

İstanbul Modern, müze koleksiyonundan eserlerin sergilendiği ‘kalıcı sergiler' bölümünde önümüzdeki hafta yeni bir sergi açıyor. ‘Sanatçının Zamanı' adlı sergi, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın, ‘Ne İçindeyim Zamanın' şiirini referans alıyor.

“Yaşamla ölümün bıçak sırtı düzleminde, sersem sepet gezinip duran insanoğlunu, her zaman ilgilendirmiştir zaman kavramı. Özellikle de sanatçıları: Şairleri, yazarları, ressamları, müzisyenleri… Bu kişilerin yaşam boyunca ortaya koydukları, koymaya çalıştıkları şeyler de, zamanla didişmekten başka bir şey değildir aslında.” Şair Fahrettin Koyuncu, Düş Körükçüleri kitabında, Tanpınar'ın “Ne İçindeyim Zamanın” şiirini anlatmaya böyle başlıyor. Evet zaman, şairleri, yazarları, ressamları, müzisyenleri herkesten daha çok etkiledi, ilgilerini çekti. İstanbul Modern'de önümüzdeki hafta açılacak “Sanatçının Zamanı” sergisi de bu ilgiyi referans alıyor.

Anselm Kiefer, Hale Tenger, Strange Fruit, Olafur Eliasson, Allora Calzadilla, Coşkun Aral, Gökşin Sipahioğlu, Yıldız Moran, Neşet Günal, Cafer Türkmen, Atilla Torunoğlu, Hüseyin Çağlayan, Kemal Özsoy, Ergin Çavuşoğlu'nun eserleri ile Aliye Berger'in gravürlerinin yer alacağı serginin çıkış noktası Ahmet Hamdi Tanpınar'ın “Ne İçindeyim Zamanın” şiirinin ilk dizeleri: “Ne içindeyim zamanın / Ne de büsbütün dışında / Yekpâre geniş bir ânın/ Parçalanmaz akışında.”

Tanpınar'ın görüşleri etrafında farklı coğrafyalardan sanatçıların geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki hesaplaşmalarına dair bir görünürlük sunan sergi, sanatçıların kendi zamanlarını nasıl deneyimlediklerine, geçmişten gelip geleceğe akan zaman karşısında duydukları endişe ve hayal kırıklıklarına, iç zamanları ile başkalarının zamanları arasında kurdukları derin yakınlıklara işaret ediyor ve sanatçının zamanı ile toplumun, kültürün, doğanın ve evrenin zamanı arasında kurulan bağa ve hesaplaşmaya dair bir düşünce alanı öneriyor.

Sergi, aynı zamanda sanat yapıtının, gelip geçicilik ve değişim karşısındaki yerine ve dönüşümüne karşı da bir tartışma zemini sunuyor: Sanat yapıtları hangi zamanların içinden geçerek şimdi, şu an izlediğimiz zamanın parçası olurlar? Başka yapıtlarla kurdukları zamansal ilişkinin anlamı nedir? Sanat yapıtları hangi şartlara direnerek veya onların parçası olarak gelecek zamana kalırlar? Küratörlüğünü Levent Çalıkoğlu'nun yaptığı serginin katalog yazısını, Tanpınar üzerine araştırmalarıyla bilinen ve kitaplar hazırlayan Prof. Dr. Handan İnci yazdı.

1 Ağustos 2015 Cumartesi

Tanpınar'ın izinde ‘sanatçı ve zamanı'

İstanbul Modern, müze koleksiyonundan eserlerin sergilendiği ‘kalıcı sergiler' bölümünde önümüzdeki hafta yeni bir sergi açıyor. ‘Sanatçının Zamanı' adlı sergi, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın, ‘Ne İçindeyim Zamanın' şiirini referans alıyor.

“Yaşamla ölümün bıçak sırtı düzleminde, sersem sepet gezinip duran insanoğlunu, her zaman ilgilendirmiştir zaman kavramı. Özellikle de sanatçıları: Şairleri, yazarları, ressamları, müzisyenleri… Bu kişilerin yaşam boyunca ortaya koydukları, koymaya çalıştıkları şeyler de, zamanla didişmekten başka bir şey değildir aslında.” Şair Fahrettin Koyuncu, Düş Körükçüleri kitabında, Tanpınar'ın “Ne İçindeyim Zamanın” şiirini anlatmaya böyle başlıyor. Evet zaman, şairleri, yazarları, ressamları, müzisyenleri herkesten daha çok etkiledi, ilgilerini çekti. İstanbul Modern'de önümüzdeki hafta açılacak “Sanatçının Zamanı” sergisi de bu ilgiyi referans alıyor.

Anselm Kiefer, Hale Tenger, Strange Fruit, Olafur Eliasson, Allora Calzadilla, Coşkun Aral, Gökşin Sipahioğlu, Yıldız Moran, Neşet Günal, Cafer Türkmen, Atilla Torunoğlu, Hüseyin Çağlayan, Kemal Özsoy, Ergin Çavuşoğlu'nun eserleri ile Aliye Berger'in gravürlerinin yer alacağı serginin çıkış noktası Ahmet Hamdi Tanpınar'ın “Ne İçindeyim Zamanın” şiirinin ilk dizeleri: “Ne içindeyim zamanın / Ne de büsbütün dışında / Yekpâre geniş bir ânın/ Parçalanmaz akışında.”

Tanpınar'ın görüşleri etrafında farklı coğrafyalardan sanatçıların geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki hesaplaşmalarına dair bir görünürlük sunan sergi, sanatçıların kendi zamanlarını nasıl deneyimlediklerine, geçmişten gelip geleceğe akan zaman karşısında duydukları endişe ve hayal kırıklıklarına, iç zamanları ile başkalarının zamanları arasında kurdukları derin yakınlıklara işaret ediyor ve sanatçının zamanı ile toplumun, kültürün, doğanın ve evrenin zamanı arasında kurulan bağa ve hesaplaşmaya dair bir düşünce alanı öneriyor.

Sergi, aynı zamanda sanat yapıtının, gelip geçicilik ve değişim karşısındaki yerine ve dönüşümüne karşı da bir tartışma zemini sunuyor: Sanat yapıtları hangi zamanların içinden geçerek şimdi, şu an izlediğimiz zamanın parçası olurlar? Başka yapıtlarla kurdukları zamansal ilişkinin anlamı nedir? Sanat yapıtları hangi şartlara direnerek veya onların parçası olarak gelecek zamana kalırlar? Küratörlüğünü Levent Çalıkoğlu'nun yaptığı serginin katalog yazısını, Tanpınar üzerine araştırmalarıyla bilinen ve kitaplar hazırlayan Prof. Dr. Handan İnci yazdı.