15 Ağustos 2015 Cumartesi

İzmir'den ‘Rengahenk' geldi

Merkezi İzmir'de bulunan Rengahenk Klasik Sanatlar Derneği, “Geleneksel Dünyadan Çağdaş Dünyaya Uzanan Yol” adlı sergisini Beşiktaş'taki Dolmabahçe Sanat Galerisi'nde açtı. Derneğe üye sanatçıların tezhip, minyatür, hat ve ebru çalışmalarının yer alacağı sergi 20 Ağustos'a kadar görülebilecek.

1999'da İzmir Devlet Resim Heykel Müzesi'nde çalışmalarına başlayan Rengahenk grubu, dört yıl önce kendi atölyesini açtı. Atölye çalışanları, 2013 yılında Rengahenk Klasik Sanatlar Derneği'ni kurdu. Rengahenk atölyesinde iki yıllık eğitim programları ile tezhip, minyatür, hat ve ebru sanat dallarında eğitim veriliyor. Derneğe üye sanatçılar arasında Afet Bahıt, A. Noyan Bahıt, Ayten Kocagil, Banu Akyıl Gümüş, Candan Aral, Esin Aksaç, Emel Er, Figen Gürsoy, Fisun Sivri, Gönül Pekmezci, Handan Özel, Işıl Türkman, Nadide Deligöz, Nagehan Akdemir bulunuyor.

5 Ağustos 2015 Çarşamba

Faulkner'ın hayalî kasabası dijital âlemde kuruldu

Amerika'daki Virginia Üniversitesi, dünya edebiyatının güçlü isimlerinden William Faulkner'ın edebî; mirasını dijital ortama aktardı. www.faulkner.drupal.shanti.virginia.edu adlı site, yazarın kitaplarında geçen karakterlerden isimlere, şehirlerden olaylara tüm detayları arama imkanı sunuyor. Okur bu kasabada gezermişçesine yazarın izini sürebiliyor.

Bir yazarın eserlerinde sözünü ettiği mekanlar, isimler ve karakterler okur için birer yol göstericidir. Yazarından büyük izler taşıyan bu işaretler, onun yazı evrenini keşfetmeye yarar. Fakat böyle bir yükün altına girip iğneyle kuyu kazarcasına bilgileri su yüzüne çıkarmak zorlu bir uğraştır. Teknolojinin hayatımızı kolaylaştırmasıyla bu keşif kolaylaştı. Bir romanın tüm sayfaları arasında kısa sürede aramalar yapmak bir hayli kısaldı. Bu kolaylık, önümüze yeni projeler ve heyecanlı araştırmalar getirmiyor değil.

Bu projelerden biri, Amerikan edebiyatının güçlü kalemlerinden ve Türkiye'de de hatırı sayılır bir okuru olan William Faulkner (1897-1962) ile ilgili. Faulkner, geride büyük bir edebi miras bıraktı hiç kuşkusuz. Okurlarına ve edebiyat tarihine bıraktığı malzeme, pek çok çalışmaya imkan verecek kadar zengin ve çeşitli. Faulkner'ın edebi mirasına odaklanan Amerika'daki Virginia Üniversitesi, yazarın tüm eserlerinde geçen mekanları, kişileri ve karakterleri bir sitede topladı. Okurların kolayca arama yapabildiği Dijital Yoknapatawpha adlı site sayesinde, Faulkner'ın yazı evrenindeki durakları kolayca okumak mümkün. Yayın hayatına yeni başlayan site, henüz daha keşif aşamasındayken, eklenen bilgiler ve tasniflerle sürekli güncelleniyor.

TEKNOLOJİ İLE EDEBİYATIN BULUŞMASI

Projenin adı Faulkner'ın kurmaca kasabası Yoknapatawpha'dan geliyor. Yazarın, 1927'de kaleme aldığı Flags in the Dust (Tozlu Bayraklar) isimli eseri, yazarın kurmaca kasabası Yoknapatawpha'da geçen ilk romanı. Faulkner'ın kimi eserlerinde boy gösteren bu mekanı Murat Belge şöyle anlatır: “Bir kere, Yoknapatawpha! Burası Faulkner'ın hayalî; yöresidir. Büsbütün hayalî; değil tabii. Elli devletten biri, güneyli ve sahici biri olan Mississippi'nin bir yöresi (county). Gerçek hayatta modelinin Lafayetle County olduğu düşünülüyor. Faulkner'ın eserleri arasında ilkin Absalom Absalom'da geçiyor Yoknapatawpha. Zaten bu romanlarla Kurtar Halkımı Musa arasında, karakterlerinden ileri gelen bağlantılar var.” 6215 kilometrekarelik alana yayılan bu mekan Dayton Kohler'a göre Faulkner'ın tamamıyla kendi memleketini yansıtır “Amerikan romanında, tarihi ve talihi bakımından bundan daha kasvetli bir yer yoktur.”

DARISI TÜRK YAZARLARIN BAŞINA

Yoknapatawpha'ya Faulkner'ın şimdiye kadar 6 romanı ve 20 öyküsü tüm detaylarıyla konulmuş. 1.956 Faulkner karakteri ve 2.886 olay siteye girilmiş. 14 roman ve 54 öykü daha düşünecek olursak sitenin alacağı epey bir yol var. Proje, dijital teknoloji ve edebiyatı buluşturarak neler yapılabileceğini, bunun yanı sıra bu yeni aracın bir insan, bir öğretmen ve bir arkadaş olarak edebiyat hakkında neler sunabileceğini ölçmek istiyor. Site, Faulkner üzerine çalışan araştırmacıların desteğini isterken, hem okurlar, hem de edebiyat tarihi açısından yeni bir mecranın önünü açmayı amaçlıyor.

Türkiye'de bu türden dijital çalışmalar olmasa da yazarlar hakkında hazırlanan sözlükler bu boşluğu biraz da olsa doldurmaya aday. ‘A'dan Z'ye' başlığı altında daha önce Nazım Hikmet, Abidin Dino ve Sait Faik gibi usta yazar ve şairler hakkında yayımlanan kitaplara, son olarak Sevengül Sönmez'in hazırladığı Sabahattin Ali eklenmişti. YKY'den çıkan bu seri, yazarların hayatına ve eserlerine odaklanarak yazı dünyalarını ortaya koyan önemli bir çalışma. Tanpınar için böyle bir çalışma neden yok, sorusu ise umarım yakında cevap bulur, zira o da bu türden bir keşfi hak ediyor. (http://faulkner.drupal.shanti.virginia.edu/)

2 Ağustos 2015 Pazar

Tanpınar'ın izinde ‘sanatçı ve zamanı'

İstanbul Modern, müze koleksiyonundan eserlerin sergilendiği ‘kalıcı sergiler' bölümünde önümüzdeki hafta yeni bir sergi açıyor. ‘Sanatçının Zamanı' adlı sergi, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın, ‘Ne İçindeyim Zamanın' şiirini referans alıyor.

“Yaşamla ölümün bıçak sırtı düzleminde, sersem sepet gezinip duran insanoğlunu, her zaman ilgilendirmiştir zaman kavramı. Özellikle de sanatçıları: Şairleri, yazarları, ressamları, müzisyenleri… Bu kişilerin yaşam boyunca ortaya koydukları, koymaya çalıştıkları şeyler de, zamanla didişmekten başka bir şey değildir aslında.” Şair Fahrettin Koyuncu, Düş Körükçüleri kitabında, Tanpınar'ın “Ne İçindeyim Zamanın” şiirini anlatmaya böyle başlıyor. Evet zaman, şairleri, yazarları, ressamları, müzisyenleri herkesten daha çok etkiledi, ilgilerini çekti. İstanbul Modern'de önümüzdeki hafta açılacak “Sanatçının Zamanı” sergisi de bu ilgiyi referans alıyor.

Anselm Kiefer, Hale Tenger, Strange Fruit, Olafur Eliasson, Allora Calzadilla, Coşkun Aral, Gökşin Sipahioğlu, Yıldız Moran, Neşet Günal, Cafer Türkmen, Atilla Torunoğlu, Hüseyin Çağlayan, Kemal Özsoy, Ergin Çavuşoğlu'nun eserleri ile Aliye Berger'in gravürlerinin yer alacağı serginin çıkış noktası Ahmet Hamdi Tanpınar'ın “Ne İçindeyim Zamanın” şiirinin ilk dizeleri: “Ne içindeyim zamanın / Ne de büsbütün dışında / Yekpâre geniş bir ânın/ Parçalanmaz akışında.”

Tanpınar'ın görüşleri etrafında farklı coğrafyalardan sanatçıların geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki hesaplaşmalarına dair bir görünürlük sunan sergi, sanatçıların kendi zamanlarını nasıl deneyimlediklerine, geçmişten gelip geleceğe akan zaman karşısında duydukları endişe ve hayal kırıklıklarına, iç zamanları ile başkalarının zamanları arasında kurdukları derin yakınlıklara işaret ediyor ve sanatçının zamanı ile toplumun, kültürün, doğanın ve evrenin zamanı arasında kurulan bağa ve hesaplaşmaya dair bir düşünce alanı öneriyor.

Sergi, aynı zamanda sanat yapıtının, gelip geçicilik ve değişim karşısındaki yerine ve dönüşümüne karşı da bir tartışma zemini sunuyor: Sanat yapıtları hangi zamanların içinden geçerek şimdi, şu an izlediğimiz zamanın parçası olurlar? Başka yapıtlarla kurdukları zamansal ilişkinin anlamı nedir? Sanat yapıtları hangi şartlara direnerek veya onların parçası olarak gelecek zamana kalırlar? Küratörlüğünü Levent Çalıkoğlu'nun yaptığı serginin katalog yazısını, Tanpınar üzerine araştırmalarıyla bilinen ve kitaplar hazırlayan Prof. Dr. Handan İnci yazdı.

1 Ağustos 2015 Cumartesi

Tanpınar'ın izinde ‘sanatçı ve zamanı'

İstanbul Modern, müze koleksiyonundan eserlerin sergilendiği ‘kalıcı sergiler' bölümünde önümüzdeki hafta yeni bir sergi açıyor. ‘Sanatçının Zamanı' adlı sergi, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın, ‘Ne İçindeyim Zamanın' şiirini referans alıyor.

“Yaşamla ölümün bıçak sırtı düzleminde, sersem sepet gezinip duran insanoğlunu, her zaman ilgilendirmiştir zaman kavramı. Özellikle de sanatçıları: Şairleri, yazarları, ressamları, müzisyenleri… Bu kişilerin yaşam boyunca ortaya koydukları, koymaya çalıştıkları şeyler de, zamanla didişmekten başka bir şey değildir aslında.” Şair Fahrettin Koyuncu, Düş Körükçüleri kitabında, Tanpınar'ın “Ne İçindeyim Zamanın” şiirini anlatmaya böyle başlıyor. Evet zaman, şairleri, yazarları, ressamları, müzisyenleri herkesten daha çok etkiledi, ilgilerini çekti. İstanbul Modern'de önümüzdeki hafta açılacak “Sanatçının Zamanı” sergisi de bu ilgiyi referans alıyor.

Anselm Kiefer, Hale Tenger, Strange Fruit, Olafur Eliasson, Allora Calzadilla, Coşkun Aral, Gökşin Sipahioğlu, Yıldız Moran, Neşet Günal, Cafer Türkmen, Atilla Torunoğlu, Hüseyin Çağlayan, Kemal Özsoy, Ergin Çavuşoğlu'nun eserleri ile Aliye Berger'in gravürlerinin yer alacağı serginin çıkış noktası Ahmet Hamdi Tanpınar'ın “Ne İçindeyim Zamanın” şiirinin ilk dizeleri: “Ne içindeyim zamanın / Ne de büsbütün dışında / Yekpâre geniş bir ânın/ Parçalanmaz akışında.”

Tanpınar'ın görüşleri etrafında farklı coğrafyalardan sanatçıların geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki hesaplaşmalarına dair bir görünürlük sunan sergi, sanatçıların kendi zamanlarını nasıl deneyimlediklerine, geçmişten gelip geleceğe akan zaman karşısında duydukları endişe ve hayal kırıklıklarına, iç zamanları ile başkalarının zamanları arasında kurdukları derin yakınlıklara işaret ediyor ve sanatçının zamanı ile toplumun, kültürün, doğanın ve evrenin zamanı arasında kurulan bağa ve hesaplaşmaya dair bir düşünce alanı öneriyor.

Sergi, aynı zamanda sanat yapıtının, gelip geçicilik ve değişim karşısındaki yerine ve dönüşümüne karşı da bir tartışma zemini sunuyor: Sanat yapıtları hangi zamanların içinden geçerek şimdi, şu an izlediğimiz zamanın parçası olurlar? Başka yapıtlarla kurdukları zamansal ilişkinin anlamı nedir? Sanat yapıtları hangi şartlara direnerek veya onların parçası olarak gelecek zamana kalırlar? Küratörlüğünü Levent Çalıkoğlu'nun yaptığı serginin katalog yazısını, Tanpınar üzerine araştırmalarıyla bilinen ve kitaplar hazırlayan Prof. Dr. Handan İnci yazdı.

30 Temmuz 2015 Perşembe

Marko Paşa Harbiye'de

2013'te kaybettiğimiz Nejat Uygur'un uzun yıllar oynadığı Marko Paşa Müzikali, usta ismin doğum günü olan 9 Ağustos'ta Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu'nda sahnelenecek.

Uygur'un oğullarının kurduğu Süheyl & Behzat Uygur Tiyatrosu tarafından sahnelenecek oyunun başlama saati 21.00. Franz VonSchönthan ve Gustav Kadelburg'un kaleme aldığı, Nejat Uygur'un ise Türkçeye ve geleneksel Türk tiyatrosuna uyarladığı müzikal, 15 farklı şarkı ve danslardan oluşan, tuluat ve modern tiyatronun harmanlandığı bir operet özelliği taşıyor.

İstanbul'daki Suriyeli sanatçılar

Savaştan kaçıp Türkiye'ye sığınan Suriyeliler, sokaklarda, çarşı pazarda gördüğümüz insanlardan ibaret değil. İçlerinde sanatçılar, yazarlar, eğitimciler var. İşte onlar bir belgesele konu oldu. Bilal Alirıza'nın yönettiği “Selam” belgeselinin amacı, Suriyeli sanatçıları görünür kılıp Türkiye'deki ‘kötü Suriyeli' algısını kırmak, Suriyelilerin yeni yaşamına ortak olmak ve uyum sürecine katkı sağlamak.

Sizce de öyle değil mi?.. 50 yıl önce gurbete çalışmaya giden Türklere Almanların bakışı ne ise, bugün de bizim Suriyelilere bakışımız aynı. Çoğu insan, savaştan kaçıp ülkemize sığınan yaklaşık 2 milyon Suriyeliyi semtinde, mahallesinde, hatta pazarda dahi görmek istemiyor. Onları barbar (!), görgüsüz olmakla suçluyor, aşağılıyor. Dilenenlere acımakla-tahammülsüzlük arasında karmakarışık duygular besleniyor. Oysa insan oldukları ve zulümden kaçtıkları unutuluyor. Evet, bir anda apartmanımızda onlarla komşu olduk, sokağımızda Şam Şerif Market, Halep lokantası, SuriyeCell açmalarına alışamadık fakat acılarını anlamak, paylaşmak ve hayatta kalma çabalarına destek olmak zorundayız.

Bilal Alirıza'nın yönettiği “Selam” belgeseli, bu algıyı ve bakışı biraz olsun değiştirmeyi amaçlıyor. Şimdilik 12 bölüm olarak planlanan belgeselin her bölümünde bir Suriyeli sanatçının hayatı ve sanatı anlatılacak. Belgeselin 18 dakikalık birinci bölümü bitti ve YouTube'da dünden itibaren yayınlanmaya başladı. Belgeselin herhangi bir TV kanalı ya da festivalde gösterilme gibi bir durumu bulunmuyor, fakat keşke olsa. Özellikle TRT'nin böylesi iyi niyetli bir çalışmaya sahip çıkmaması anlaşılır değil.

Beyoğlu, Balat ve Sultanahmet gibi semtlere yerleşen Suriyeli sanatçılar, bir süredir merak konusuydu. Belgesel sayesinde daha görünür olacaklar. Bilal Alirıza ve proje koordinatörü Serkan Sevinç, “Selam başlangıç oldu. İstanbul'da yaşayan Suriyeli sanatçıların 25-30'uyla irtibat halindeyiz. Belgeselde savaştan çok buradaki hayata yöneldik. Amacımız Suriyeli sanatçıları görünür kılıp ‘kötü Suriyeli' algısını kırmak.” diyor.

Selam'ın ilk konuğu ressam Muhammed Zaza, Riyad doğumlu. Suriye'de güzel sanatlar okuduktan sonra 2010'da mezun olan Zaza, bir buçuk yıl aynı üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışmış. Suriye hayatının (8 yıl) çok güzel olduğunu söyleyen sanatçı, bir buçuk yıldır Beyoğlu'nda yaşıyor ve diyor ki: “Savaş, bazı sanatçıların sorumluluk duygularını yükseltti. Alanları genişlediği için kendilerini daha çok ispatlamak durumunda kaldılar. Ben de onlardan biriyim.” Belgeselin bundan sonraki bölümlerinde, Halep'te sanat galerisi bulunan Adnan Alahmad, ‘Adım' tiyatro grubu, ressam Naser Nasaan Agha, sinemacı Yahya Abdullah, müzisyenler Karam Aizoug, Yousef Kekhia gibi sanatçıların hikâyelerine yer verilecek.

Ailesiyle birlikte İstanbul'da yaşayan ressam Naser Nasaan Agha, Halep duvarları, mimarisi çalışıyor. Adım tiyatro grubu, ilk önce Arap ve Kürtlerden oluşan 11 kişilik ekiple Eminönü gibi meydanlarda sessiz tiyatro yapmış. Fakat daha sonra ekibin çoğu Avrupa'ya göç etmiş. Şu anda dört kişiden oluşan grup Bağcılar'da yaşıyor ve gösterilerini internetten yayınlıyor. Yahya Abdullah ise Işık Üniversitesi İngilizce psikoloji bölümünde öğretmen. Edebiyatçı ve sinemacı olan Abdullah, geçen yıl İstanbul'da sokakta yaşayan hemşehrileriyle ilgili bir belgesel çekmiş.

Evinde ud var diye IŞİD esir almış

Selam'ın emekçileri belgesele konu olan üç Suriyelinin ismini vermek istemiyor ama hikâyelerinden kısaca bahsediyor. Savaştan sonra bir süre Lübnan'da yaşayıp İstanbul'a yerleşen Suriyeli bir oyuncu, İstanbul'da ilk başta radyoda program sunmuş, şimdi internette mizah programı yapıyor. Müzisyen ailede yetişen ve çocukluğundan bu yana babasıyla Halep'e özgü meşklere katılan ud sanatçısını IŞİD, “evinde ud bulundurmak” suçundan haftalarca esir almış. Şimdi ise İstanbul'da bir müzik grubuyla Halep ve tasavvuf müzikleri yapıyor. Arapça, Türkçe ve Kürtçe şiir kitapları yayınlanan, eski asker bir şair, İstanbul'daki Suriye okulunda din kültürü öğretmenliği yapıyor.

Adonis için Suriye'de özel sergi açtı

Bize göre belgeselin en ilginç konuklarından biri, Halep'teki Kaleemat Sanat Galerisi'ne ve yaklaşık bin eserden oluşan koleksiyonuna kilit vurup bir buçuk yıl önce İstanbul'a yerleşen Adnan Alahmad. İki çocuğu ve eşiyle Halkalı'da yaşayan Alahmad, galerisini kapatmış ama İstanbul'da birkaç yerde şube açmış, açıyor. Mesela Kuzguncuk'taki Zahir restoranın (Ekmek Teknesi dizisinin çekildiği bina) duvarlarında koleksiyonunun bir kısmı sergileniyor. Zahir'deki tablolardan birinde Adonis adıyla da bilinen Suriyeli ünlü şair ve denemeci Ali Ahmet Sait Eşber (1930) var. Adonis için Suriye'de özel bir sergi düzenleyen Alahmad'ın koleksiyonunda, Avrupa'da, Amerika'da bilinen, sergiler açan Sabhan Adam, Şerif Maden gibi sanatçıların eserleri de bulunuyor. Alahmad, yakında Adonis ile ilgili bir de kitap yayınlayacak.

Yazar ve şehir tarihçisi Hüseyin Emiroğlu ile ortak çalışan Adnan Alahmad (yanda), geçtiğimiz ocak ayında Marmara Üniversitesi Rektörlük Sanat Galerisi'nde, kızının resimlerinin de yer aldığı bir sergi açmıştı. Kasım ayında eserlerini Gaziantep SANKO Sanat Galerisi'ne götürecek. 1 Ağustos Cumartesi günü ise üç aylığına anlaştığı Ümraniye'deki alışveriş merkezi Canpark'ta da Suriyeli ve Arap ressamların eserlerini sergileyecek. Alahmad, Suriye sanatını ve sanatçılarını tanıtmak için yoğun çaba sarf ediyor. Fakat henüz ne Suriyeli sanatçılar Türkiye sanatını, ne de bu toprakların sanatçıları Suriye sanatını tanıyor.

28 Temmuz 2015 Salı

Tek gecelik video sergisi

İlk kez geçtiğimiz yıl Pera Müzesi'nde düzenlenen, genç video sanatçılarını bir araya getiren tek gecelik deneysel video sergisi “Kendin Çek, Kendin Göster”in ikincisi 4 Eylül Cuma günü 19.00-23.00 arasında gerçekleştirilecek.

Küratörlüğünü maybe art projects'in üstlendiği sergiye katılım için sanatçı başvuruları ise 7 Ağustos'a kadar devam ediyor. 2010 yılından bu yana dünyanın çeşitli şehirlerinde düzenlenen Bring Your Own Beamer'in (BYOB) İstanbul'daki ikinci etkinliğinin başvuru formu: http://bit.ly/1M8n0Xl