8 Ocak 2015 Perşembe

Gazetecinin zeki, çevik ve yandaşı makbuldür!

Aylık tarih dergisi #tarih, ocak sayısında 1830’lardan günümüze iktidarın medyaya baskısının tarihçesini araştırdı. Murat Toklucu’nun hazırladığı dosyaya göre, ‘basına egemen olmak, aynen bugün olduğu gibi, dün de iktidar sahipleri tarafından bir hak olarak görülüyordu.’Türkiye’de iktidar, her dönemde basını kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalıştı. Ancak bugün gelinen noktanın tek sebebi iktidarların baskısı değildi. #tarih dergisi 2015’in ilk sayısında, kapak konusunu 1830’lardan günümüze kadar Türk medyasının üzerindeki baskıya ayırdı. Murat Toklucu’nun hazırladığı “Devletin Eli Hep Basının Üzerindeydi” dosyasında, baskı tarihçesi sekiz dönemde inceleniyor.‘Sansür Kurulu’ iş başında1831-1908 Türk Basınının Erken Dönemi’nde, devlet kontrolünde yayımlanan Takvim-i Vekayi, Ceride-i Havadis ve özel teşebbüsün ilk gazetesi Tercüman-ı Ahval çıkıyor. Daha sonra yayınlanan Tasvir-i Efkar, Muhabir ve daha birçok gazete muhalif yazılar nedeniyle kapatılıyor, gazeteciler sürgün ediliyor. 23 Nisan 1877’de, İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir Sansür Kurulu oluşturuluyor. Yazı işleri müdürleri gazeteyi baskıya yollamadan önce bütün yazıları bu kurulun onayına sunuyorSoma-Bandırma demiryolunu yazdı, öldürüldü1908-1918 İttihat ve Terakki dönemi diye adlandırılan ikinci dönemde üç muhalif gazeteci; Hasan Fehmi, Ahmet Samim ve Zeki Bey’ler öldürülüyor. 9 Haziran 1910 gecesi, Bahçekapı’da öldürülen Ahmet Samim, Sada-yı Millet gazetesinin yazarlarından. Yazılarıyla İttihatçıları rahatsız eden Samim, Divanı Harbi Örfi’nin gizli işkence usullerine dair belgeleri ve Soma-Bandırma demiryolu imtiyazının içyüzünü açığa çıkardığı için öldürülmüştü.Atatürk’e özür telgrafı çeken gazeteciler, beraat etmişti1925-1929 Takrir-i Sükun Dönemi’nde Şeyh Sait isyanından üç hafta sonra çıkarılan Takrir-i Sükun Kanunu, TBMM’yi devre dışı bırakarak Bakanlar Kurulu’na olağanüstü bir yetki tanıyor. Ardından bütün muhalif gazeteler kapatılıyor ve gazeteciler isyana yol açtıkları gerekçesiyle yargılanıyor. Fakat daha sonra bütün gazeteciler, Atatürk’ten özür ve af dileyen telgraf çektikten sonra beraat ediyor.Bir gazete yağmalandı1930-1946 Matbuat Dönemi’nin en önemli olayı hiç şüphesiz, 4 Aralık 1945’te yapılan Tan gazetesi baskını. 2. Dünya Savaşı yıllarında tek parti rejimi altındaki Türkiye’de savaş karşıtı ve anti-faşist demokrasi cephesinin bayraktarlığını üstlenen Tan’ın merkezi ve matbaası, 4 Aralık 1945’te elleri balyozlu bir grup tarafından yağmalandı. Gazete sahipleri Sabiha ve Zekeriya Sertel yargılandılar, beraat ettiler ama ülkeyi terk etmek zorunda kaldılar. Vatan gibi diğer gazeteler ise Tan’a sahip çıkmak yerine bu baskını, komünizme karşı haklı bir tepki olarak değerlendirdi.‘Besleme basın’ dönemiCumhuriyet tarihinin en büyük iktidar-basın kavgası, 1946-1960 Çok Partili Dönemi’nde yaşandı ve bugünlere hiç de yabancı olmayan ‘besleme basın’ ifadesi ilk kez o dönem ortaya çıktı. Adnan Menderes iktidarı, basını ekonomik olarak sıkıştırmak için hamleler yapıyor. Gazeteler için bugün bile önemli bir gelir kaynağı olan resmi ilanlar o yılların gazeteleri için hayati önem taşıyor. Resmi ilan dağıtımında tiraj, kadro gibi bazı kıstaslar olmasına rağmen DP hükümeti, bu kıstasları göz ardı edip, ilanları istediği gibi yandaşlarına veriyor.Patronlar gazetecilere karşı“1960-1980 Mücadele Yılları”nın en önemli olayı, 8 gazetecinin öldürülmesinin yanı sıra, 1961’de gazetecilere yeni haklar tanıyan kanunu protesto eden 9 gazete (Akşam, Cumhuriyet, Dünya, Hürriyet, Milliyet, Tercüman, Vatan, Yeni İstanbul, Yeni Sabah) patronunun gazetelerini üç gün çıkarmama kararı almasıydı. Gazeteciler de buna karşı eylemler yapıyor ve üç gün boyunca Basın adlı başka bir gazete çıkarıyorlar. Gazeteciler, yaptıkları sokak eylemlerinde ‘Patronlar paralarını, biz hayatımızı koyduk’, ‘Gazeteyi patron değil, biz çıkarıyoruz’ yazılı pankartlar açıyor.3 bin gazeteci yargılandı12 Eylül 1980 darbesiyle başlayan sıkıyönetim süreci, gazeteciler için de kara günlerin başlangıcıydı. “1980-1990 Evren’li ve Özal’lı Yıllar” olarak ifade edilen bu dönemde, gazeteci Hıfzı Topuz’un aktardığı rakamlara göre 1980-1990 arasında 2 binin üzerinde basın davası açıldı, 3 bin gazeteci, yazar ve yayıncı yargılandı. Yazı işleri müdürlerine 5 bin yıldan fazla hapis cezası verildi.37 fail-i meçhul“1990-2000 Faili Meçhul Yıllar” dönemi, basın tarihinin en karanlık yılları. Bu dönemi anlatmak için öldürülen gazetecilerin listesini vermek bile yeterli. 1990’larda tam 37 gazeteci ve yazar, çoğu aydınlatılamayan, şüpheli suikastlara kurban gitti. En kötü yıl, 14 gazetecinin öldürüldüğü 1992 yılıydı. Çetin Emeç, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Metin Göktepe bu dönemde öldürülen gazeteciler arasındaydı.Kâbus gibi yıllar#tarih dergisi Genel Yayın Yönetmeni Gürsel Göncü, ‘edito’ başlıklı yazısında son 14 yılı “2000-2014 Kâbus Dolu Yıllar” başlığıyla değerlendiriyor. Göncü’nün ifade ettiği gibi, 14 Aralık 2014 sabahı Zaman Gazetesi’ne ve Samanyolu TV’ye yapılan baskının ne anlama geldiğini anlamak için 184 yıllık basın tarihine bakmak yeterli. Medyaya baskının önlenemez yükselişi, görünen o ki, hiç de sürpriz değil.Tarihî bir kare28 Nisan 1994’te yayımlanmaya başlayan Özgür Ülke, Özgür Gündem’in devamıydı. 220 sayısı toplatılan gazetenin İstanbul ve Ankara binaları 3 Aralık 1994’te bombalandı. Gazete yetkilileri, Başbakan Tansu Çiller imzalı bir gizli genelgedeki ‘Başta Özgür Ülke olmak üzere yıkıcı ve bölücü yayınların bertaraf edilmesi’ ifadesine dayanarak patlamadan devleti sorumlu tuttu. Patlamadan sonra sanatçılar gazeteye destek verdi. Fotoğrafta, İstiklal Caddesi’nde Özgür Ülke satma eylemi yapan Murathan Mungan, Latife Tekin, Lale Mansur, Orhan Pamuk ve Orhan Alkaya görülüyor.

7 Ocak 2015 Çarşamba

2015’te neler izleyeceğiz?

Mağlup futbolcuların ‘önümüzdeki maçlara bakacağız’ tesellisinde olduğu gibi biz de 2014’ü bir an önce unutup henüz ilk günlerini yaşamakta olduğumuz 2015’in bize vaat ettiklerine bakıyoruz. 2015 sonunda ‘yılın en’leri listesine girmesi muhtemel filmleri derledik.Sinemaseverler yılın filmlerini, kitap kurtları yılın romanlarını, sergi gezginleri yılın sergilerini, müzik tutkunları yılın şarkısı ve şarkıcısını çoktan seçti. Dolayısıyla, 2014’te izleyip gördüklerimizi listeler halinde istifleyip hatıralar sandığına kaldırdık. Şimdi ‘önümüzdeki filmlere’ bakma zamanı...OSCAR YOLCUSU KALMASIN87. Oscar Ödülleri’nde yarışacak filmler, vizyonda öncelik sahibi. Aday listesinin 15 Ocak’ta açıklanacağı Akademi Ödülleri 22 Şubat’ta verilecek.LEVIATHAN (16 Ocak):Andrey Zvyagintsev’in son filmi, İncil’deki Hz. Eyyub kıssasından hareketle, canavarlaşan devleti resmediyor. Olaylar günümüz Rusya’sında geçmesine rağmen hayli tanıdık!FOXCATCHER (30 Ocak): Cannes ödüllü Bennett Miller filmi, şimdiden Oscar’ın favorilerinden. Gerçek bir hikâyeden uyarlanan yapım, olimpiyat şampiyonu güreşçi kardeşler Mark ve Dave Schultz’un trajik öyküsünü anlatıyor.TURİST (6 Şubat): Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ının güçlü adaylarından İsveç yapımı Turist, Alpler’e tatile giden ‘mükemmel’ ailenin doğa ile imtihanını çarpıcı bir şekilde perdeye yansıtıyor.SELMA (6 Şubat): Siyahilerin sivil haklar mücadelesinden bir kesit sunan film, Martin Luther King’in 1965’teki meşhur yürüyüşünü anlatıyor.YAPAY OYUN (20 Şubat): 2. Dünya Savaşı’nda Nazilerin haberleşme sistemi Enigma’nın şifresini çözen ünlü matematikçi Alan Turing’in merkezde olduğu film, Oscar yarışında öne çıkıyor.BIG EYES (20 Şubat): Sıradışı filmlerin yönetmeni Tim Burton, ‘Oscarlık’ bir film yaparak herkesi şaşırtıyor. Amy Adams ile Christoph Waltz’ın oynadığı film, 1950’lerde ünlenen ressam Margaret Keane ile kocasının güç mücadelesine odaklanıyor.BIRDMAN (27 Şubat): Meksikalı yönetmen Inarritu, Birdman ile kara komedi sularına yelken açıyor. Michael Keaton’ın oynadığı film, gözden düşmüş bir aktörün yaşadıklarını ele alıyor.‘KHALESİ’ TERMİNATÖR OLUYOR!Yapım şirketlerinin değişmez gelir kapısı devam filmleri 2015’te de gözde.YENİLMEZLER: ULTRON (1 Mayıs): Marvel’in ‘voltranı’ Yenilmezler’in devamında Iron Man ve arkadaşları Ultron’a karşı güçlerini birleştirir.JURASSIC WORLD (12 Haziran): Steven Spielberg’in sinema dünyasına kazandırdığı serinin dördüncüsünde yönetmen koltuğunda Colin Trevorrow var. Bryce Dallas Howard ile Chris Pratt’in oynadığı film, dinozorlara bir kez daha merhaba diyecek.TERMINATÖR: GENISYS (1 Temmuz): Terminatör’ün beşinci filminde Game of Thrones’un Khalesi’si Emilia Clarke, Sarah Connor’u oynayacak. Arnold Schwarzenegger’in de ‘akıl hocası’ olarak konuk olacağı film, yeni bir üçlemenin ilk ayağı.SPECTRE (6 Kasım): James Bond’un 24. filminde 007’nin geçmişinden gelen şifreli bir mesaj ile olaylar gelişir. Sam Mendes’in bir kez daha kamera arkasına geçtiği filmde, kötü adamı Christoph Waltz oynarken Daniel Craig’e Ralph Fiennes, Monica Bellucci ve Lea Seydoux eşlik edecek.AÇLIK OYUNLARI: ALAYCI KUŞ BÖLÜM 2 (20 Kasım): Serinin finalinde Katniss Everdeen, içindeki liderlik dürtüsünü daha fazla dizginleyemeyip Capitol’e doğru harekete geçiyor.STAR WARS VII: GÜÇ UYANIYOR (18 Aralık): Yıldız Savaşları, 10 yıl sonra perdeye geri dönecek. J.J. Abrams’ın yönetmen koltuğuna geçtiği filmin efsaneyi bugüne nasıl taşıyacağı merak konusu.GÖREVİMİZ TEHLİKE 5 (25 Aralık): Serinin beşinci filminde Tom Cruise bir kez daha ajan Ethan Hunt’ı oynuyor. Jeremmy Renner, Paula Patton ve Alec Baldwin de filmin kadrosunda.HEYECANLA BEKLENENLERJÜPİTER YÜKSELİYOR (6 Şubat): Matrix serisinin yönetmenleri Wachowski Kardeşler, Bulut Atlası’ndan sonra bir kez daha uzay ve evrene yolculuk yapıyor. Başrollerde Mila Kunis, Channing Tatum var.SİHİRLİ ORMAN (20 Şubat): Rob Marshall’ın yönettiği filmde Kırmızı Başlıklı Kız, Sindrella ve Rapunzel gibi klasikleşmiş masalların kahramanları aynı ormanda buluşuyor. Üstelik Meryl Streep’in oynadığı cadı da onları eğitiyor. Daha ne olsun!. CHAPPIE (6 Mart):Hugh Jackman ve Sigourney Weaver’ın oynadığı film, Güney Afrikalı yönetmen Neill Blomkamp bilimkugu-komedisi.THE GUNMAN (20 Mart): 2015’in hit filmi olmaya aday The Gunman, Sean Penn ile Javier Bardem’i buluşturuyor. Penn, ihanete uğradığı çeteden intikam almaya çalışan bir tetikçi rolünde.INHERENT VICE (24 Nisan): Yıllardır Oscar’ın kıyısından dönen yönetmen Paul Thomas Anderson’ın kendi Zodiac’ını çektiği filmde Joaquin Phoenix, Josh Brolin ve Reese Witherspoon oynuyor.PAN (17 Temmuz): İngiliz yönetmen Joe Wright, Anna Karenina’dan sonra Peter Pan’ın dünyasına giriyor. Hugh Jackman, Amanda Seyfried ve Rooney Mara kadroda.MARSLILAR (27 Kasım): Exodus ile Eski Mısır’a giden Ridley Scott, Marslılar’da yeniden uzaya çıkıyor. Mars’a giden bir grup astronotun hayatta kalma mücadelesini anlatan filmde Jessica Chastain, Kate Mara, Matt Damon ve Jeff Daniels oynuyor.JOY (25 Aralık): David O. Russel, Umut Işığım filminden sonra Jennifer Lawrence, Bradley Cooper ve Robert de Niro üçlüsünü yeniden bir araya getiriyor. Film, bekar bir annenin ülkenin en büyük girişimcisi olmasının öyküsünü anlatıyor.UYARLAMALAR VE YERLİLERCINDERELLA (13 Mart): Edebiyat uyarlamalarının yönetmeni Kenneth Branagh’ın Cinderella’sında Lily James, Helena Bonham Carter ve Cate Blanchett rol alıyor.MAD MAX: FURY ROAD (15 Mayıs): Mel Gibson’ı sinemaya kazandıran Mad Max efsanesinin yeni filmi yine geleceğin tekinsiz atmosferinde geçecek. Başrollerde Tom Hardy ve Charlize Theron var.FRANKENSTEIN: Mary Shelley’nin klasik romanı 2015’te iki filmle beyazperdede. Bernard Rose’un yönettiği ve Carrie-Anne Moss’un başrolde yer aldığı Frankenstein ile Daniel Radcliffe ve James McAvoy’un oynadığı Victor Frankenstein 2 Ekim’de gösterime girecek.SON MEKTUP (18 Mart): Özhan Eren, Doğu cephesinde geçen 120’den sonra bu kez bir Osmanlı savaş pilotu üzerinden Çanakkale Savaşı’nı anlatıyor.VETERİNER NİYAZİ GÜL (8 Mayıs): Filmin adı netleşmedi ancak Ata Demirer çok sevilen veteriner Niyazi Gül tiplemesini sonunda sinemaya taşıyacak.MAGİ (15 Mayıs): Dabbe serisiyle korku sinemamıza soluk aldıran Hasan Karacadağ’ın Hollywood prodüksiyonunda çekeceği filmde Michael Madsen ve Stephen Baldwin oynayacak.

6 Ocak 2015 Salı

Yeni yılın yeni kitapları

İyi kitaplarla, ödül tartışmalarıyla, ustaların yeni eserleriyle bir yılı geride bıraktık. 2015’in ilk kitapları raflara düşmeye başlarken, yayınevlerine bu yıl okurla buluşturacakları kitapları sorduk. Yerli yazarların eserleri ‘şimdilik’ azınlıkta görünse de edebiyat okuru, bu yıl David Foster Wallace, Alberto Manguel, Robert Musil, Kazuo Ishiguro gibi ustaların kitaplarıyla tanışacak.Yayıncılık dünyası, 2014’ü oldukça hareketli geçirdi. Tartışmalar, ödüller, ilk kitap heyecanı yaşayan yazarlar ve yeni eseriyle ilgi odağı olan büyük yazarlar... Ses getiren kitapların çoğu vakit kaybetmeden okunup kitaplığa kaldırıldı, gözden kaçanlar ise yıl sonunda yayımlanan listelerin yönlendirmesiyle ilgi alanına girdi. Peki, yeni yılda yayıncılar okur için neler hazırladı? Bizi hangi yazarlarla tanıştıracak ya da yeniden buluşturacaklar? ORHAN VELİ’NİN MEKTUPLARIYayın programının büyük bölümü hazır olan ve bu yıl aynı zamanda 112 çocuk kitabını minik okurlarıyla buluşturacak Yapı Kredi Yayınları’yla başlayalım. Geçtiğimiz yıl Ahmet Hamdi Tanpınar’ın izinde beş şehri dolaşan Alberto Manguel’in beklenen kitabı “Beş Şehir”, Robert Musil’in “Niteliksiz Adam 3”ü, Philiph Roth’un “Karşı Hayat”ı, Orhan Veli’nin mektupları ve Kazuo Ishiguro’nun 10 yıl aradan sonra mart ayında yayımlayacak “The Buried Giant” adlı romanı YKY’nin 2015 kitaplarının en önemlileri arasında.Timaş Yayınları bu ay Sibel Eraslan’ın yeni kitabı “Zemzem’in Annesi Hz. Hacer”i ve Chris McNab’ın “Hitler Ordusu” başlıklı tarih kitabını okuyucuyla buluşturacak. Şubatta ise Sufi Kitap’tan Mim Kemal Öke’den “Çevre Bilicinin Metafizik Boyutları Aşkın Ekolojisi” geliyor.IŞIK’TAN SULH PEYGAMBERİSiren Yayınları, bu ayın ortasında Dave Eggers’ın Suudi Arabistan çöllerinde bir Amerikalıyı anlattığı “Kral İçin Hologram” çıkaracak. Yılın ilk çeyreğinde ise Jack Kerouac’ın ölümünden on yıllar sonra yayımlanan ilk romanı “Deniz Benim Kardeşim”, Nobel ödüllü Herta Müller’in “Karşılaşma”sı ve Amerikan edebiyatının en önemli isimlerinden David Foster Wallace’ın “Tuhaf Saçlı Kız”ı okura ulaştıracak. Kaynak Kültür Yayın Grubu’nun yayın listesinde de bu yıl önemli eserler bulunuyor. Bunlardan ilki, Bülent Özdemir’in Yitik Hazine Yayınları’ndan çıkacak “Fişlenen Cumhuriyet” adlı kitabı ve Işık Yayınları etiketini taşıyacak olan “Sulh Peygamberi” isimli eser. Kaynak Yayınları ise Abdullah Aymaz’ın “Zor Zamanlar”ını ve Yusuf Çağlar’ın “Sibyan Mektebi” isimli kitaplarını okuyucuyla buluşturacak.MO YAN’IN ÜÇÜNCÜ ROMANI İlk eserlere verdiği destekle edebiyata önemli bir katkı sunan Alakarga Yayınları da yeni yılı iddialı kitaplarla karşılıyor. “Klan” ve “Kayıp Gergedanlar” ile dikkat çeken Cem Kalender, “Kasımpaşalı Oedipus” romanıyla yeniden okur karşısına çıkıyor. Joyce Carol Oates’ın “İlk Aşk” romanı, August Strindberg’in “Barut Ağacındaki Kırlangıç Ne Söylüyor” adlı öykü kitabı, H.G.Wells’in “Kipps”i ve Leonid Andreyev’in “Şeytanın Günlüğü” yayınevinin neşredeceği kitaplar arasında. Can Yayınları ise yıla yeni transferi Karin Karakaşlı’nın “Yetersiz Bakiye” isimli kitabıyla giriyor. Murat Gülsoy ve Yekta Kopan’ın yeni kitapları, kronolojik sırayla Türkçeye çevrilen Mo Yan’ın üçüncü romanı 2015’te Can Yayınları’ndan okuyacaklarımız arasında. Fakat şimdiden ilgi uyandıran kitap, Paul Auster’in editörlüğünü yaptığı “Babamın Tanrı Olduğunu Sandım” isimli radyo hikâyeleri kitabı. Everest Yayınları ise usta yazar Javier Cercas’tan “Sınırın Yasaları”, Norman Mailer’ın kült eseri “Marilyn Biyografisi”, Doris Lessing’in ilk kez Türkçe okurlarıyla buluşacak olan otobiyografik roman serisinin ilk cildi “Martha Quest”i yayımlayacak. BEAT KUŞAĞI ANTOLOJİSİEdebiyat dünyasının aykırı işler yapan yayınevi 6.45 ise yeni yılda Şenol Erdoğan’ın Amerikan ve dünya edebiyatının belki de en şaşaalı ve hakkında en çok konuşulan edebiyat kolu olan Beat Kuşağı hakkında, ülkemizde yapılmış olan tek çalışma “Beat Kuşağı Antolojisi”ni, kolektif bir eser olan “Özgür Sanat Manifestoları”nı, Neal Stephenson’ın “Parazait / Snow Crash”ını ve Mark Hodder’ın 2010 senesinde Philip K Dick ödülü alan, şimdilik beş kitaplık serinin ikinci kitabı “Kurmalı Adam”ı yayımlayacak.Genç yayınevlerinden Palto ise bu yıl zengin bir yayın listesi oluşturmuş. Baudelaire’den “Fanfarlo” ve “Bin Yıl Yaşamışçasına”, Temel Karataş’tan “Ağrı Eşiği”, 100. yıl için özel baskıyla James Joyce’tan “Dublinliler” ve V. Hüseyin Kaya’dan “Dedemin Bavulu” bu yıl çıkacak kitaplar arasında.

5 Ocak 2015 Pazartesi

30 ressamdan 30 Nazım Hikmet portresi

“Nazım Hikmet şairliği, yazarlığı ile biliniyor olsa da onun hayatında resmin özel bir yeri vardı.Annesi ilk Türk kadın sanatçılardan Celile Hanım’dır ve sanat tarihimizin önemli isimlerindendir. Hikmet’in kendisi de resme ilgiliydi ve bu alanda da oldukça başarılıdır. El becerisi ve yeteneği ona cezaevi günlerinde arkadaşlık etmiş ve ardında pek çok oyma obje, el yapımı araç-gerecin yanı sıra portreler, penceresinden gördüğü peyzajlar ve çeşitli kompozisyonları kağıtlara, tuvallere aktarmıştır. Bugün çeşitli koleksiyonlarda ve Nazım Hikmet Vakfı’nda bulunan bu çalışmalar Türkiye sanat tarihi açısından da özel bir yer teşkil etmekte. Ünlü ressam İbrahim Balaban’ı resme yönlendirmesi, ona yöntem ve teknikler öğretmesi de Nazım’ın resmi ne kadar ciddiye aldığını ve bilgisini gösterir…” Bu sözler, Küçükçekmece Belediyesi Halkalı Kültür ve Sanat Merkezi (HKSM) Görsel Sanat Yönetmeni Erkan Doğanay’a ait. Bu sözleri söylemesinin nedeni ise bu hafta sonu açılacak özel bir sergiyle ilgili.Resmi bu kadar seven Nazım Hikmet’e elbette günümüzün ressamları da kayıtsız kalamazlardı. Çoğu onunla ilgili bir şeyler mutlaka çizip boyamıştır. Bizim öğrendiklerimiz; Murat Akagündüz, Alaettin Aksoy, Antonio Casantino, Ahmet Umur Deniz, Selçuk Fergökçe, Umut Germeç, Mehmet Güreli, Hakan Gürsoytrak, Taner Güven, Mustafa Horasan, Metin Karayağız, Yalçın Karayağız, Caner Karavit, Huri Kiriş, Temür Köran, Veysel Kurucu, Mustafa Müftüoğlu, İrfan Okan, İrfan Önürmen, Sezai Özdemir, Zeynep Özdemir, Neslihan Pala, Mustafa Pancar, Nilgün Sabar, Alp Tamer Ulukılıç, Feyyaz Yaman, Nalan Yırtmaç, Ayşe Yonca ve Asaf Zeki Yüksel... İşte bu 30 ressamın, 30 Nazım Hikmet portresi 10 Ocak’ta İstanbul’da sergilenecek. Ünlü koleksiyoner Ahmet Merey’e ait olan Nazım Hikmet portrelerinin yer alacağı “Portrelerde Nazım” adlı sergi, Küçükçekmece Belediyesi Halkalı Kültür ve Sanat Merkezi Sergi Salonu’nda (HKSM) özel bir kutlama ile sanatseverlerin ilgisine sunulacak. Koleksiyonunda yaklaşık 950 eser bulunan Ahmet Merey, “2009’da Nazım Hikmet Vakfı’nda şairle ilgili bir sergi açılmıştı. Sergideki eserleri komple satın aldım. Bu özel 30 portre koleksiyonuma böyle girdi. HKSM’deki sergi, şairin 113. doğum yılı etkinlikleri kapsamında düzenleniyor.” diyor. HKSM’de saat 19.00’da gerçekleştirilecek açılışı, Melihat Gülses’in solist olarak katılacağı “Bugün Benim Doğum Günüm” adlı konser izleyecek. Portrelerde Nazım, 31 Ocak’a kadar görülebilir.

3 Ocak 2015 Cumartesi

Sinema ve tiyatro salonlarında bir zamanlar ev dağıtılıyordu

Güncel sanat merkezlerinden Salt Galata, bu yıl 6 araştırma projesine destek verdi. İki akademisyen tarafından yapılan o araştırmalardan biri, Beyoğlu’nun ünlü sinema ve tiyatro salonlarına dair sosyolojik bir veriyi ortaya çıkardı.Geçtiğimiz yıl ilk kez araştırma fonu veren Salt Galata, bu yıl mimarlık ve tasarım, sosyal ve ekonomik tarih ile güncel sanat alanlarındaki özgün belge edinimi ve incelemesi yapan 6 projeye burs imkânı sağladı. O projelerden biri de, 1945’te yapılmaya başlanan ve ‘İkramiye Evleri’ adı verilen konutların dününü ve bugününü inceleyen araştırmaydı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık mezunu Duygu Yarımbaş ve Başkent Üniversitesi ve Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Umut Şumnu’nun yaptığı araştırmaya göre, dönemin bankaları, yastık altı paraları kasalarına çekmek için Atlas ve Beyoğlu Sineması ile Muammer Karaca Tiyatrosu’nun salonlarında çekilişle ev dağıtmış. İlk kez Yapı Kredi Bankası’nın yaptığı çekilişlerle dağıtılan bu evler, dönemin konut ihtiyacını giderirken sosyal yaşamı da etkilemiş.İkinci Dünya Savaşı sonrası ülke nüfusu giderek artarken ihtiyaç duyulan konutu bir nebze olsun azaltan bu evler, o dönemin mimari oluşumuna katkı sağlamış. Bankaların büyük afişlerle, dergilere ve gazetelere verdiği ilanlarla duyurduğu çekilişlere katılabilmenin tek şartı var; biriktirilen paraların bankaya yatırılması. İstanbul Kadıköy’de çok sevdiği iki evin yıkılmasıyla evlerin bugünkü durumlarını araştırmaya başlayan Duygu Yarımbaş, günümüze ulaşan 35 eve, o yıllarda hazırlanan afişlerde belirtilen adreslerle ulaşabilmiş. Evlerin büyük bir kısmı ise tabii ki kentsel dönüşüme yenik düşmüş.1973’te yasaklanıyorYaklaşık 30 yıl boyunca kaç adet ev dağıtıldığı bilinmiyor. Ünlü mimarların tasarladığı evler, ilk başta kalabalık aileler düşünülerek yapılmış, ama daha sonraları çekirdek aileye hitap eden iki oda + bir salon şekline dönüşmüş. İstanbul’da Suadiye, Levent, Nişantaşı, Bağdat Caddesi, Büyükada, Yeşilköy, Küçükyalı gibi semtlere inşa edilen bu evlerin yanı sıra Ankara, İzmir, Bursalılar da İkramiye Evleri için yarışmış.İlk başlarda insanları tasarrufa teşvik etmek, tasarruf bilinci oluşturmak amacını da taşıyan kampanya daha sonra başka bir yöne evriliyor ve köşk, yazlık, tekne, otomobil, traktör, altın, öğrenim kredisi, öğrenim bursu, seyahat, ev kredisi, yazlık, hayat sigortası, burma bilezik vermeye kadar gidiyor. Yapı Kredi ve İş Bankası gibi kurumların başlattığı bu kampanya, işte bundan sonra eleştiri yağmuruna tutuluyor. Hem insanları piyango gibi kısa yoldan zengin olmaya alıştırdığı hem de bankaların giderlerini azaltmak için 1973’te çıkan bir kanunla bankaların ev vermesi yasaklanıyor. 1975’te ise bütün ikramiyeler tamamen kalkıyor. Yarımbaş ve Şumnu araştırmalarının İstanbul ve Ankara ayağını tamamlamış, şimdi Bursa ve İzmir’deki evlerin peşindeler. Proje, bundan sonraki süreçte kitap ve sergi ile kalıcı hale getirilecek.60’ar bin TL verilen diğer araştırmalarRessamlar Örneği Üzerinden Türkiye’de Modernlik ve “Milli Sanat” Tartışmalarına Bir Bakış (Bengü Aydın)Türkiye ve dünya futbol tarihinde adından dolayı kapatılmış; oyuncuları soruşturma, kovuşturma, yargılama ve işkencelere uğramış tek futbol kulübü olan Dinamo Mesken’in hikâyesini anlatan araştırma (Ege Berensel)Türk İslam Eserleri Müzesi, Ankara Ulucanlar Cezaevi Müzesi Diyarbakır İçkale’deki bir grup bina arasında oluşan üç ortak noktadan hareketle yapılan “Şimdiki Geçmiş” ve Kültürel Miras: Mekân, Hafıza, Temsil Projesi (Eray Çaylı)Devlet ve İmgeleri: Türkiye’de Fotoğraflardaki Geçmişi Anımsamak (İdil Çetin)Katılımcı Tasarım Açısından Çanakkale Arkeoloji Müzesi ve Troya Müzesi (Özge Sade)Sabit Olmayan Zeminlerde Yürümek: İstanbul’daki Gayrimüslim Mezarlıkları (Özge Serin ve Brian Karl)

2 Ocak 2015 Cuma

Aşkınla ne garip hallere düştüm

Mahsun Kırmızıgül’ün dördüncü filmi ‘Mucize’, insan emeği, sabrı ve sevgisi ile gerçekleşen bir dönüşüm sürecini anlatıyor. 1960 darbesinin sonrasında Doğu Anadolu’daki ücra bir köyde geçen filmde, doğu-batı kardeşliğine vurgu yapılıyor.Mahsun Kırmızıgül, Mucize filminde ‘insanı aciz bırakan’ bir olaydan ziyade, ancak insan emeği, sabrı ve sevgisi ile gerçekleşebilecek bir tedavi/dönüşüm sürecini anlatıyor. Güneşi Gördüm ile ‘yönetmen’ sıfatını hak eden Kırmızıgül’ün dördüncü filmi de onun sinemasının alamet-i farikalarını taşıyor.“Gerçek bir hikâyeden alınmıştır” ibaresi ile başlayan Mucize, 27 Mayıs 1960 darbesinin hemen sonrasında Doğu Anadolu’da ücra bir köye götürüyor bizi. Egeli bir öğretmen (Talat Bulut), mecburi şark hizmetini yapmak için bu köye gelir. ‘Mektep’ bile olmayan köyde, büyük umutlarla karşılanır ‘Muallim Bey’. Zengin kayınpederinden aldığı parayla köye okul yaptırır. Okulun yapımını da eşkıya Cemilo ve adamları üstlenir. Bu okulda çocuklarla birlikte, köylünün deli muamelesi yaptığı Aziz (Mert Turak) de okumaya başlar. Bu arada, Aziz’in ağabeyleri annelerinin görücü usulü ‘dini bütün’ kız bulma merasimleri sonucu birer birer evlenir. Sıra Aziz’e geldiğinde ise ‘sakat’ olduğu için girişimde bulunulmaz. Babasının bir rastlantı sonucu hayatını kurtardığı İsa’nın kızı Mizgin (Seda Tosun) ile Aziz, ailelerin rızasıyla evlendirilir. Bundan sonrası, Aziz ile Mizgin’in etraftan gelen horlamalar ile mücadele edip birbirlerine destek olma sürecidir...‘GERÇEK HİKÂYE’DEN GERÇEKÇİLİĞE...Son dönemde yerli yönetmenleri esir alan bir hastalık peyda oldu. Açılış ya da kapanış jeneriğinde kullanılan “Gerçek bir hikâye” ibaresinin filmin gerçeklik algısı için yeterli olacağı düşüncesi hakim. Anlatılan olayların gerçeklere dayanması ya da yaşanmış olması onu izleyenin de -mecburen- inanmasını gerektirmez. Burada sinema devreye girer. Gerçeklik ile gerçekçilik farkı, sinema eliyle daha net görülür. Mucize, hikâyesinin yaşanmış bir olay olmasının rehavetiyle yayıldıkça yayılıyor perdede. Karakterlerini inandırıcı kılmak, diyalogları güçlendirmek, anlatımına ritim kazandırmak için gayret göstermiyor. 136 dakikalık film pekala 80-90 dakika olarak da perdeye gelebilirmiş.Bununla birlikte Mahsun Kırmızıgül, Kürt sorunu ve 27 Mayıs’ın bürokratlar üzerindeki yansımasına dair önemli detaylar sunuyor. İlçe Milli Eğitim Müdürü’nün darbe karşısındaki gerçek tavrını belli korkulardan dolayı gizlemesi, muallimin çocuklarla birkaç cümle de olsa Kürtçe iletişime geçmesi gibi detaylar yakalanmış. Ağa zulmüne direnip “Bu düzen böyle gitmez.” diyerek dağlara çıkan eşkıya Cemilo üzerinden de terör sorununun kökenine dair tezler dikkat çekici. Temelde bir insan hikâyesi anlatan filmin arkaplanında görünen bu meseleler, filme nitelik kazandıran özellikler. Ancak bunların çok geri planda ve küçük bir detay olarak perdeye yansıması, Aziz’in öyküsünün de anlatımdaki sıkıntılar sebebiyle 136 dakikanın ağırlığını taşıyamaması filmi zayıflatan unsurlar.90’lardaki ‘Hepimiz Kardeşiz’ şarkısından bu yana Türkiye’de doğu-batı kardeşliğini savunan Mahsun Kırmızıgül, yakın zamanda televizyona yaptığı bir dizide de bu konuyu işlemişti. Mucize, temelde yine aynı meseleden yola çıkıyor. Yer yer mizahi durumlar barındıran kız isteme merasimi ve yöre halkının kadına yaklaşımındaki sıkıntıların hiç sorun edilmemesi, hatta olumlayan bir bakış açısıyla yansıtılması ise filmin söylemi açısından ciddi bir zaaf. Ayrıca Mucize, Kürt sorunundaki önemli konu başlıklarından ‘anadilde eğitim’i büyük bir problem olarak görmüyor. Filme göre esas mesele, adaletsizlik ve eğitimsizlik.İşin teknik yönünde Mahsun Kırmızıgül’ün her adımda kendini geliştirdiğini söylemeliyiz. Kamera kullanımı, görüntü yönetimi, ışık ve renk tercihleri birinci sınıf. Ancak birbirinden güzel bu kadrajların hikâyeye hizmet ettiğini söylemek zor. Ciddi bir biçim-içerik sorunu göze batıyor. Senaryodaki tıkanıklıklara ilaveten içi yeterince doldurulamamış baskın bir görsellik var. Mahsun Kırmızıgül sinemasının özelliklerinden ‘duygu yoğunluğu’ ve bununla birlikte hikâyenin önüne geçen aşırı müzik kullanımı da Mucize’nin handikaplarından. Mucize, Beyaz Melek, Güneşi Gördüm ve New York’ta Beş Minare gibi ‘büyük hikâye’ potansiyeline sahip bir film değil. Fakat Mahsun Kırmızıgül büyük hikâye anlatmakta ısrarcı olduğu için filmin anlatım dili böyle şekilleniyor.

1 Ocak 2015 Perşembe

Yazarlarda tıkanma sendromu!

Graham Greene, yazı konusunda, er geç her yazarın kurbanı olacağı writer’s block’tan (yazarın yazamamalı hali veya yazar tıkanması) söz eder.Pek çok yazarın korkulu bir rüyası olan bu durumdan sıyrılmak çok kolay değil. İngiltere’nin saygın gazetelerinden Guardian’da, Prof. Rowena Murray geçtiğimiz hafta yazar tıkanmasına değinen bir yazı kaleme aldı. Murray’a göre bu durum özellikle son yıllarda yazarlar ve akademisyenler arasında artış göstermekte. Murray bu tıkanma halinin, yazma eylemi ile ilgili bir kaygıdan oluşabileceği gibi, yazma sürecinde gerçekçi taleplerin hedeflenmemesinden de kaynaklanabileceğini belirtiyor.Keith Hjortshoj da Understanding Writing Block adlı kitabında, yazar tıkanmasının kalem erbabı arasında yaygın bir durum olduğundan söz ediyor. Margot Atwell’e göre ise yazarın yazamama haline sebep olan iki şey var: İlham eksikliği ve korku. Bunun yanı sıra değişen çevresel koşullar, politik baskılar, stres ve endişe gibi nedenlerin tetiklediği yazar tıkanmasının özellikle Türkiye’deki bu gürültülü zamanlarda pek çok kalem erbabının muzdarip olduğu bir sendrom olduğunu söylemek zor değil. Psikanalist Edmund Bergler’in 1954’te literatüre kazandırdığı bu kavram, yazarın elindeki metni bitirememesi ya da yeni bir metin kaleme alamaması olarak tanımlanıyor. F. Scott Fitzgerald ve Henry Roth gibi yazarlar, yazar tıkanmasının ünlü muzdariplerinden. Fransız edebiyatının usta ismi Marguerite Duras, yazarın yazamama halini bakın nasıl anlatıyor: “1968’den önce, büroya gider gibi her gün gelip bu masaya oturuyor, düzenli olarak yazıyordum. Sonra, o tarihten itibaren, birden kriz: Neredeyse bir yıl boyunca, hayal gücüm bloke oldu. Sonunda, Yıkmak Diyor Kadın sel suları gibi sökün edip geldi, en çok beş ya da altı gün çalıştım. Ondan sonra da hep böyle oldu: Kitaplar bitmek bilmeyen uzun sessizliklerden sonra çıktı.”MADEM YAZAMIYORSUN, OKU!İlhan Berk de yazar tıkanmasından muzdarip olan ustalardan biridir. Fakat o, bu sürecin öğretici bir yanı olduğunu söyler: “Yazıyordum, yazamayacağım aklıma gelmemişti. Bir-iki yıl yazamama sıkıntısı çektim. Sonra şiirin de resim gibi yapılacağını öğrendim. Böylesine bir iyiliği de var, bilinçle işe sarılıyorsun: Ken­dini bırakmıyorsun (gerçi ben şiir başını alıp gidiyorsa, keserim azda bırakırım, bırakırdım), boyuna gözünün önünde olduğu için (din­ginlikle) üstünde çalışıyorsun.”Ferit Edgü de Tezer Özlü’ye yazdığı bir mektubunda, insanın her defasında yazmayı yeniden öğrendiğini anlatır: “Yazmıyorum. Ya da yazamıyorum. Dosyamda birikmiş yazıları, taslakları bile gözden geçirip yayımlamak gelmiyor içimden. Tükenmiş kitaplarımı bile yeniden basılı görmek istemiyorum. (...) Geçende, madem yazmıyorsun, yazamıyorsun, öyleyse oku dedim. (...) Thomas Bernhard’ın, Paris’teyken aldığım Beton’unu okumaya başladım. Bir kez daha, yazmamanın, yazamamanın yazılabileceğini gördüm. Bu karanlık kitabı okurken, garip değil mi, içim ışıdı sanki. Ve her şeye karşın yazılabileceğini (bir-iki eş dost için de olsun) düşündüm. Yazı masamın başına oturup bir sayfaya, yaz yaz yaz yaz yaz maama ma mamamamamamama, yazaaaaamama diye yazmaya başladım. Her yazıya başlayışta yazmayı yeniden öğrenmek zorunda olmak… Ne güç!”ZİHNİNİZİ DAĞITIN, SEYAHAT EDİN...Prof. Murray, yazar tıkanmasından kurtulmak için başkalarının yazı yazdığı bir mekânda olmanın bir kurtuluş olabileceğini dile getirir ki, Avrupa’da ve Amerika’da kafelerde buluşup birlikte kesintisiz iki-üç saat yazma saatleri düzenleyenlerin varlığını hatırlatalım. Atwell ise elle yazmak, zihni dağıtacak işlere yönelmek, farklı şeyler okumak, seyahat etmek ve yeni bulduğunuz fikirleri not ettiğinizden emin olmak gibi önerilerde bulunarak yazar tıkanmasına reçeteler sunar.Yazarın bu tıkanmadan ne zaman çıkacağını kestirmek zor, fakat bir hayli sıkıntılı bir hal olduğunu söyleyebiliriz. Yazar tıkanmasını atlatan kalem erbabının bu süreçten çıkarak, ürettiği metni eline alması en büyük haz olsa gerek. Marguerite Duras’a tam da bunu anlatır: “Bir kitap gün yüzüne çıkmadığı sürece, doğmaktan, dışarı çıkmaktan korkan biçimsiz bir şeydir. İnsanın içinde taşıdığı, yorgunluktan, sessizlikten, yalnızlıktan, yavaşlıktan şikâyet eden bir varlık gibi. Fakat bir kez dışarı çıktı mı, bir şimşek çakması gibi diğer her şey ortadan yok olur.”